Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Son günlerde 15 yaş ve altına getirilecek olan sosyal medya denetimi yeniden gündemde. “Çocukları korumak” başlığı altında sunulan bu düzenlemenin gerçekten çocukların güvenliği için mi yapıldığı, yoksa bireysel özgürlüklerin yeni bir sansür alanına mı dönüştüğü ise tartışmaya açık.
Elbette çocukların dijital ortamda zarar görmesi kimsenin savunacağı bir durum değil. Siber zorbalık, istismar, bağımlılık gibi riskler gerçek. Ancak sorunun yalnızca dijital bir tehlike olarak görülmesi, meselenin özünü kaçırmak anlamına geliyor. Çünkü artık nesiller teknolojiyle büyüyor. Bilgiye erişim her geçen gün daha kolay hale geliyor ve yaş aralığı ne olursa olsun bireyler, gerçekleri daha erken yaşta görmeye ve sorgulamaya başlıyor.
Tam da bu noktada şu soru ortaya çıkıyor: Asıl rahatsız edici olan çocukların korunması mı, yoksa konuşan, düşünen ve paylaşan bir kuşağın varlığı mı?
Devletin refleksi genellikle aynı: yasaklamak ya da kısıtlamak. Peki 15 yaşındaki bir gencin sosyal medyaya erişimini kâğıt üzerinde engellemek, pratikte gerçekten mümkün mü? VPN, sahte hesaplar, başkasının profilleri… Yani yasak, sadece kâğıt üzerinde kalır; gerçek hayatta ise herkes yolunu bulur.
Üstelik sosyal medya gençler için yalnızca zararlı bir alan değil. Bilgiye ulaşma, gündemi takip etme, fikir üretme ve ifade etme imkânı sunan bir mecra. Bu bir bağımlılık olabilir, evet; ama aynı zamanda bireyin dünyayla bağ kurduğu en güçlü alanlardan biri.
Bugün 15 yaş altı, yarın 18. Sonra “sakıncalı içerik”, ardından “sakıncalı fikir.” Denetim adı altında başlayan her düzenleme, sessizce sansüre dönüşme potansiyeli taşır. Ve bu dönüşüm genelde fark edildiğinde iş işten geçmiş olur.
Evet, çocukları korumak şart.
Ama bunu özgürlüğü tamamen budayarak değil, bilinç kazandırarak yapmak gerekir. Çünkü kontrol edilen birey değil, bilinçli birey gerçekten güvendedir. Diğeri sadece sessizdir.
Asıl mesele şu: Bu düzenleme gerçekten çocuklar için mi, yoksa toplumun dijital alan üzerindeki kontrolünü artırmak için mi?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bugünün değil, yarının da özgürlük alanını belirleyecek.
Ve eğer bu soruyu sormak bile artık bir lüks haline geliyorsa, asıl problem sosyal medya değil, biziz.