.
ABD Devlet Başkanı Trump, Venezuela’yı açıkça, işgalle tehdit ediyor. Serbest seçimle, Halkın oylarıyla seçilen Maduro’nun, ülkesini terk etmesini istiyor! Cumhurbaşkanımız, Maduro’yu telefonla arayarak, desteğini bildiriyor. Zâten, Maduro’nun güvendiği Çin ve Rusya’nın yanında bir de Türkiye!Amerikan propaganda mekanizması, Amerika’yı, dünyaya demokrasilerin koruyucusu bir ülke olarak göstermeye çalışsa da, gerçek elbetteki böyle değil. Amerika’nın tek amacı, ‘demokrasi götürüyoruz’ sahtekârlığıyla, zayıf ülkelerin, yer altı kaynaklarına el koymaktır. Vietnam’da 20 yıl süren ve bir milyon Vietnamlının hayatını mâl olan kanlı savaş bunun içindi. 2003 yılında Irak’ın işgali bunun içindi. Libya’nın işgali bunun içindi! Afganistan’da, 1970’lerin sonunda seçimle gelen bir iktidar vardı. Afganistan bu iktidarla gelişme yoluna girmişti. Fakat, Amerika’nın derdi bir ülkenin demokrasiyle yönetilmesi değil, kendi kontrolünde olması olduğu için, Taliban örgütlendi ve seçimle gelen iktidar zayıflatılarak yok edildi. Venezuela da dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip bir ülke. Fakat, halkı yoksulluk içinde. Peki neden? Çünkü Amerika yıllardır bu ülkeye ambargo uyguluyor! MONREO DOKTRİNİAmerika’nın Güney Amerika’ya özel bir ilgisi var. Başkan Monreo’nun, 1823 yılında ilân ettiği Monreo doktriniyle, Güney Amerika ülkeleri, Amerika’nın ‘ARKA BAHÇESİ’ olarak kabul edilmişti!Bu cümleden olarak, Guatemala’ya, 1954 yılında bir Amerika müdahalesi gerçekleşti ve 1951 yılında başkan seçilen Jacobo Arbenz’in, demokratik yollarla seçilmiş ilerici hükümeti, CIA’nın düzenlediği bir darbe ile devrildi ve 40 yıl süren bir askerî hükümetler ve ölüm timleri, işkence, kayıp insanlar, toplu idamlar ve inanılmaz zulüm dönemi başladı. 200 binden fazla kurban! Bu dönem, hiç kuşkusuz, 20. Yüzyılın en insanlık dışı bölümlerinden birisiydi. Bu darbe yıllarca, ülkenin Sovyetlerin eline geçmesinin eşiğinde olması gerekçesiyle mâzur gösterilmeğe çalışıldı. Aslında, Sovyetlerin bu ülke ile ilgisi o kadar azdı ki, diplomatik ilişki bile kurmamışlardı. Asıl sorun, Arbenz’in, bir Amerikan şirketinin, ABD’nin yönetici elitiyle son derece yakın bağları olan United Fruit Company’nin sahip olduğu ekili olmayan araziye el koymasıydı. Ayrıca, Washington’un gözünde, Guatemala’nın sosyal demokrat modelinin diğer Lâtin Amerika ülkelerine yayılması tehlikesi vardı!ABD emperyalizminin ‘koruyuculuğunun’ ülkesinde nelere mâl olduğunu, eski Guatemala Devlet Başkanlarından Juan Jose Arewalo, şu nükteli sözleriyle bakınız nasıl anlatmış: “Birleşik Amerika, bizim cumhuriyete birkaç defa ağır yaralar açtı. Topraklarımızı, şehirlerimizi bombaladı. Hem de harp falan ilân etmeden! Ülkemize askerî çıkarmalar yaptı, başkanımızı ve insanlarımızı öldürdü. Ama, bütün bunların ne önemi var efendim; USA bizim ağabeyimiz; son otuz yıl içinde ülkelerimizin bütün servet kaynaklarını söküp götürdü. USA bizim kardeşimiz! Bizim devletimiz onların çiftliğidir, onun küçük kardeşleri; yirmi tane çıplak ve genç küçük kardeş! Evet, bizler ağabeyimize gereken saygıyı göstermekle yükümlü ve görevli olarak, topraklarımızın ürünlerini ve ülkelerimizin servetlerini ona, saygıdeğer ağabeyimize vermekle ödevliyiz” (Emin Değer, “Oltadaki Balık Türkiye” s. 159)!Venezuela, Amerika için çok önemli, çünkü, bu ülke, Güney Amerika’daki Bolivarcı hareketin gelişmesini canlı tutuyor! Venezuela, Amerika için kötü bir örnek oluşturuyor! Çünkü, bu ülkede, bir önceki başkan Chavez’le başlayan Bolivarcı hareket, Başkan Maduro ile devam ediyor! Bunun, kuşkusuz, diğer Güney Amerika ülkelerinde de yankı bulması muhtemel.Amerika, Bolivarcı anlayışı sürdürenleri düşman olarak görüyor ve muhalefeti destekliyor. Amerika, Veneuzela’a, bir önceki seçimde, başkanlığa adaylığını koyarak kaybeden, Maria Corina Machado’ya desteğini sürdürüyor. Nitekim, Trump’a ülkesine askerî müdahale yapması çağrısında bulunan bu faşist kadına, NOBEL Barış Ödülü verildi! Bu elbetteki, son derece bilinçli bir seçim. Machado’nun faşist hareketi destekleniyor! Dünya kamu oyu nezdinde Machado, ‘barışın timsali’ gibi gösterilmek isteniyor. Bir nevi, algı yönetiminden başka bir şey değil. işin tuhafı, bu faşist kadının NOBEL ödülü alması nedeniyle yayımladığı mesajında, İBB eski Başkanı Ekrem İmamoğlu, Machado’yu şu ifadelerle nerede ise bir demokrasi savaşçısı ilân ediyor: “Bugün Maria Corina Machado’nun ödülle taçlandırılan mücadelesi, yarının özgür ve demokratik toplumlarının teminatıdır. Türkiye’de bizler, aynı inanç ve kararlılıkla adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelesini sürdürüyoruz…”İmamoğlu’nun, demokrasi mücadelesinden anladığı işte budur!