28 Şubat 2026. Dünya, soğuk savaş sonrası dönemin en karanlık sabahına uyandı. Güney Asya’da Pakistan ve Afganistan arasında resmen ilan edilen “açık savaş” ve Hindistan sınırındaki tehlikeli hareketlilik sürerken; eş zamanlı olarak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı devasa hava operasyonu, küresel güvenlik mimarisini sarsıyor.
1. Orta Doğu: “Destansı Öfke” Operasyonu
ABD Başkanı Donald Trump, bu sabah erken saatlerde yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, İran’a yönelik “Destansı Öfke” (Epic Fury) operasyonunun başladığını duyurdu. İsrail’in “Kükreyen Aslan” adını verdiği operasyonla eş güdümlü giden saldırılarda, Tahran, İsfahan ve Kum gibi kritik şehirlerdeki nükleer tesisler ve askeri komuta merkezleri hedef alınıyor.
Hedefler: Devrim Muhafızları (IRGC) karargahları, balistik füze rampaları ve uranyum zenginleştirme tesisleri.
İran’ın Yanıtı: Tahran yönetimi, bölgedeki tüm ABD üslerini (Bahreyn, Katar, BAE) hedef alan misilleme saldırıları başlattı. Hayfa Limanı’na düşen füzeler ve bölge genelinde kapatılan hava sahaları, çatışmanın boyutunu gözler önüne seriyor.
2. Güney Asya: Pakistan’ın İki Cepheli Çıkmazı
İran’daki patlamalarla aynı saatlerde, Pakistan ordusu batı sınırında Taliban yönetimine karşı “Ghazab Lil Haq” operasyonunu genişlettiğini ve Afganistan ile resmen “açık savaş” durumuna geçildiğini açıkladı.
Ancak Pakistan için asıl tehdit doğudan yükseliyor. Geçtiğimiz yıl (Mayıs 2025) Keşmir’de yaşanan çatışmalardan bu yana alarmda olan Hindistan, sınır hattına (LoC) devasa askeri yığınak yapmış durumda. Pakistan Savunma Bakanlığı, Hindistan’ın “terörle mücadele” bahanesiyle her an bir üçüncü cephe açmasından endişe ediyor.
3. Stratejik Eş Zamanlılık: Bir Rastlantı mı?
Analistler, bu iki krizin aynı gün zirve yapmasının rastlantı olmadığını vurguluyor. İşte bu “çifte kıskacın” olası sonuçları:
Stratejik Sıkışma: Pakistan, batısında İran’a yönelik ABD saldırıları sürerken ve kuzeybatısında Taliban ile savaşırken, doğusunda Hindistan’a karşı savunmasız kalma riskiyle karşı karşıya.
Enerji ve Ekonomi: Basra Körfezi’ndeki çatışma petrol fiyatlarını 150 doların üzerine taşıyarak Pakistan ve Hindistan ekonomilerini doğrudan sarsıyor.
Nükleer Risk: Bölgedeki dört aktörün (ABD, İsrail, Pakistan, Hindistan) nükleer kapasiteye sahip olması, yerel bir çatışmanın küresel bir felakete dönüşme riskini tarihin en yüksek seviyesine çıkardı.
İslamabad şu an stratejik bir kıskaç altında. Batıdaki kaos, Hindistan için Keşmir dosyasını tamamen kapatmak adına bir fırsat penceresi olarak görülebilir.
Türkiye için bu çifte kriz, hem devasa bir güvenlik riski hem de çok boyutlu bir jeopolitik sınav anlamına geliyor. Batı sınırında müttefiki Pakistan’ın iki ateş arasında kalması ve doğu komşusu İran’ın doğrudan hedef alınması, Türkiye’yi bir yandan insani bir göç dalgasıyla, diğer yandan ise bölgedeki enerji koridorlarının çökmesiyle karşı karşıya bırakabilir. Türkiye bu süreçte, bir yandan NATO içindeki stratejik konumunu korumaya çalışırken, diğer yandan bölgedeki nükleer tırmanışı dindirmek için “tek rasyonel arabulucu” rolünü üstlenerek hem Batı ile hem de bölgesel güçlerle dengeleyici bir diplomasi trafiği yürütmek zorunda kalacaktır.