Fındıkta harman çilesi
Giresunlunun hayat takvimi ağustos ayına ayarlıdır. İstanbul’daki, Bursa’daki gurbetçi aylar öncesinden patronundan iznini koparır; biletler kesilir, planlar yapılır ve “Memlekete, fındığa gidiyoruz.” diyerek yola çıkılır. Yıllardır bu döngü böyle işledi, bu düzen böyle kuruldu. Ancak bu yıl, o çok güvendiğimiz, nesillerdir ezbere bildiğimiz doğa takvimi yüzümüze sert bir gerçek gibi çarptı: İklim değişti, fındığın dengesi kaçtı.
Herkesin dilinde aynı şaşkınlık ve aynı haklı isyan var: “Köye gittik, fındık daha bardaktaydı, çiğdi. İzin bitti, şehre döndük, fındık ancak olgunlaştı.”
Peki, ne oldu da bu fındık bu yıl dalında bu kadar nazlandı? Neden bahçeye çok geç girildi ve neden o canım ürünler harmanda güneşe hasret kaldı?
Aslında fındığın kafasını daha kış ortasında karıştırdık. Ocak ve şubatta adeta bir bahar havası yaşandı, ağaçlar erkenden uyandı. Hemen peşinden mart ve nisanın o acı soğukları, geç donları vurunca bitki neye uğradığını şaşırdı. Can havliyle kendini korumaya alan fındık ağacı, meyvesini büyütmeyi ve olgunlaştırmayı durdurdu. Yani fındık, daha yolun başında, ilkbaharda gecikmeye mahkûm edildi.
Ardından gelen yaz ayları ise tam bir hayal kırıklığıydı. Haziran ve temmuzda fındığın çotanağını doldurması, kabuğunu kızartması için o bildiğimiz Karadeniz güneşi lazımdı. Ama biz ne gördük? Sürekli bulutlu, sislere bürünmüş, bitmek bilmeyen sağanak yağışlı bir yaz…
Güneşi yeterince göremeyen fındık, daldan kopacak kıvama gelemedi. Takvimler ağustosu gösterdiğinde bahçeler hâlâ yemyeşildi. İznini alıp gelen gurbetçi, çaresizce daldaki çiğ fındığa baktı. Kimisi mecburen erken topladı, kaliteden kaybetti; kimisi ise fındığın olgunlaşmasını bekleyemeden boynu bükük gurbet yoluna geri döndü.
Asıl dram ise bahçeye geç girenler için harman yerinde başladı. Hasat eylülün sonuna, ekimin başına sarkınca doğanın kanunu işledi: Günler kısaldı, güneşin açısı eğildi, ısıtma gücü bitti.
Üretici, tonlarca fındığı harmana serdi ama kurutacak bir tutam güneş bulamadı. Yağmurdan kaçırmak için brandaların altında hapsedilen fındıklar, nemden çürümeye ve küflenmeye başladı. İnsanlar çaresizlikten fındığını kamyonlara yükleyip daha az yağış alan iç kesimlere, Şebinkarahisar yollarına taşıdı; kimisi harmana hava makineleri kurdu.
Bu yaşananlar bize çok net bir şey gösteriyor: İklim değişikliği artık uzak kutuplardaki buzulların erimesinden ibaret değil. İklim değişikliği, Giresunlu üreticinin alın terinin harmanda çürümesidir. Gurbetçinin hakkı olan izninin, doğanın yeni ve acımasız kuralları karşısında hiçbir hükmünün kalmamasıdır.
Görünen o ki fındıkta eski ezberler artık bitti. Eğer bu topraklarda fındıkçılığı yaşatmak istiyorsak devletin hasat tarihlerini yeniden gözden geçirmesinden köylere kurulacak modern ve endüstriyel kurutma tesislerine kadar çok acil adımlar atmak zorundayız.
Aksi takdirde fındık her yıl biraz daha geç olgunlaşacak ve biz, her sonbaharda harmanda güneş arayan çaresiz gözlerle gökyüzüne bakmaya devam edeceğiz.