Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Televizyon, Türk toplumunda yalnızca bir kitle iletişim aracı değildir. O, çoğu evde ses olsun diye açık bırakılan, aileden biri gibi kabul edilen sessiz bir misafirdir. Hatta çoğu zaman sessiz de değildir; konuşur, anlatır, öğretir, yönlendirir. Günün neredeyse yirmi dört saati açık kalan bu ekran, fark edilmeden bireyin zihnini içine çekmeye başlar. Bu durum, bir noktadan sonra basit bir alışkanlık değil, adeta bir hipnoz etkisine dönüşür.
Televizyon yayınlarının amacı izleyicinin gözüne ve duygularına hitap etmektir. İlgi alanına dokunan her içerik, izleyiciyi ekrana daha da bağlar. Ancak 2025 yılına geldiğimizde bu etki bambaşka ve tehlikeli bir yöne evrilmiş durumda. Çünkü bugün ekranlarda sunulan içerikler, toplumun yaşadığı acıları azaltmak bir yana, onları yeniden üretir hâle gelmiştir.
Kadın cinayetleri, çocuklara yönelik şiddet, vahşet ve suç olayları gerçekte hiç yaşanmaması gereken travmalar iken, televizyon dizilerinde neredeyse ana tema hâline gelmiştir. Her “artık bu kadarı da olmaz” denilen noktada, bir sonraki yapım daha karanlık bir hikâyeyle karşımıza çıkmaktadır. Bu, toplumu bilinçlendirmek değil; şiddeti sıradanlaştırmaktır.
Asıl tehlike ise insanların gerçek ile kurgu arasındaki çizgiyi giderek kaybetmesidir. Televizyonda izlenen karakterlerin davranışlarının, gerçek hayatta da uygulanabilir olduğu yanılgısı özellikle genç kitlede ciddi bir karşılık bulmaktadır. Bunun örneklerini haber bültenlerinde sıkça görmek mümkündür.
Silahlar, mafya düzeni, kan davaları, çoklu evlilikler, aşk adına meşrulaştırılan baskı ve özellikle kadına yönelik şiddet… Bunlar artık istisna değil, neredeyse standart senaryo hâline gelmiştir. Sürekli tekrar edilen bu sahneler, bireyin toplumsal algısını aşındırır. İnsan, her gün maruz kaldığı şeyi normalleştirir. Bir cinayet sahnesini hiçbir mimik oynamadan izleyen izleyici, ertesi bölüm için gün saymaya başlar.
Bu noktada ne yazık ki “dur” diyen de yoktur. Aksine, bu yapımlardaki karakterler rol model hâline getirilmekte; sosyal medyada fan sayfaları açılmakta, karakterlerin konuşma tarzları ve davranışları birebir taklit edilmektedir. Özellikle gençler için bu durum son derece tehlikelidir.
Toplum, ülke gündemini takip ederek bilinçlenmek yerine, diziler aracılığıyla yönlendirilmektedir. “Haberler çok kötü” bahanesiyle gerçeklikten kaçan bireyler, aynı kötülükleri kurguda izlemek için büyük bir heves göstermektedir. Bu da çelişkili ama bir o kadar da düşündürücü bir tablo ortaya koymaktadır.
2025 yılı boyunca, kalitesiyle, sorumluluğuyla ve topluma katkısıyla öne çıkan bir televizyon yayınına rastlamak neredeyse mümkün olmamıştır. Erkek karakterlerin kadınlar üzerindeki baskısının romantize edildiği sahneler, sosyal medyada güzellenmiş; şiddet, reyting uğruna parlatılmıştır.
Dileğim odur ki 2026 yılı, toplumun bu içeriklere alkış tutmak yerine sorgulamayı öğrendiği bir yıl olur. Çünkü televizyon sadece izlenmez; izlediğini insana yavaş yavaş dönüştürür.