1996 yılında Balıkesir’in Susurluk ilçesinde meydana gelen Susurluk Kazası, Türkiye’nin yakın tarihindeki en karanlık olaylardan birini ortaya çıkardı. Bir trafik kazasıyla açığa çıkan gerçekler, devlet, siyaset, emniyet ve organize suç dünyası arasındaki ilişkilerin düşündüğümüzden çok daha iç içe geçtiğini gözler önüne serdi. O dönemde toplumun büyük bir kesimi bu ilişkilerin aydınlatılması için sokaklara çıkmış, “sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemleriyle hesap sorulmasını istemişti.
Aradan yıllar geçti. Ancak bugün televizyon ekranlarına baktığımızda karşımıza çıkan tablo oldukça farklı. Özellikle son yıllarda popüler olan mafya temalı diziler, bu karanlık ilişkileri sorgulamak yerine çoğu zaman romantize eden bir anlatı kuruyor. Mafya liderleri karizmatik, güçlü ve “adaleti sağlayan” figürler olarak gösterilirken; devletle kurdukları kirli ilişkiler çoğu zaman bir güç hikâyesi gibi sunuluyor.
Oysa Susurluk skandalının ortaya koyduğu gerçekler tam tersini söylüyordu. Bu olay, devletin bazı unsurlarının hukuk dışı yapılarla kurduğu ilişkilerin toplum için ne kadar tehlikeli olabileceğini göstermişti. Mafya ile devlet arasındaki sınırın silikleşmesi, yalnızca suç örgütlerinin güç kazanmasına değil, aynı zamanda hukukun ve demokrasinin zayıflamasına da yol açıyordu.
Bugün ekranlarda izlediğimiz hikâyelerde ise bu karanlık yapıların çoğu zaman bir “kahramanlık” anlatısına dönüştürüldüğünü görüyoruz. Mafya karakterleri çoğu zaman mazlumları koruyan, adaleti kendi yöntemleriyle sağlayan anti-kahramanlar olarak resmediliyor. Böylece suç ve şiddet, sorgulanması gereken bir gerçeklik olmaktan çıkıp estetik bir anlatıya dönüşüyor.
Bu noktada dikkat çeken bir başka çelişki ise yayın denetimi konusunda karşımıza çıkıyor. Türkiye’de televizyon yayınlarını denetleyen Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, çoğu zaman ekranlarda yer alan şiddet sahneleri konusunda yeterince görünür bir müdahalede bulunmazken, bazı sembolik detaylarda oldukça hassas davranabiliyor. Dizilerde karakterlerin birbirini vurduğu, doğradığı, kanlı sahnelerin uzun uzun gösterildiği anlar ekranlarda rahatlıkla yer bulabilirken; aynı sahnede bir sigaranın bulanıklaştırılması ya da gizlenmesi dikkat çekici bir çelişki yaratıyor. Şiddetin normalleştiği bir anlatının içinde, yalnızca sigaranın görünmez kılınması kamuoyunda sıkça tartışılan bir denetim anlayışını da beraberinde getiriyor.
Bugün ekranlarda izlediğimiz mafya hikâyeleri belki yüksek reytingler getiriyor olabilir. Ancak unutmamak gerekir ki gerçek hayatta bu hikâyelerin romantik bir tarafı yoktur. Susurluk’un bize bıraktığı en önemli ders, hukuk dışı güç ilişkilerinin toplum için bir kahramanlık hikâyesi değil, bir demokrasi sorunu olduğudur.