Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
En son Cumhuriyet Halk Partisi’ni konuşurken durumlar, belgeler ve tercihler belli değildi. Nasıl bir yol izleneceği belirsizlik içindeydi. Bazı köşe yazılarını okuyor, yeni parti söylemlerini duyuyor, çeşitli ihtimaller üzerine düşünüyorduk ki gerçekten de öyle oldu. Aynı görüşleri paylaştığı düşünülen parti, kendi içinde bir çıkmaza girerek iki ayrı yola savruldu. Hangi koltuğun daha hoş olduğu bilinmez ama burada halkın düşüncelerinin ne kadar önemsendiği konusunda ciddi soru işaretleri olduğu kesin. Neden böyle düşündüğümü, yorumum havada kalmasın diye biraz açıklayayım.
Küçük belediyeler veyahut büyük belediyeler, kendi içinde bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiş durumda. Belediyelerde yolsuzluk diz boyuymuş; her gün yeni bir sömürü, paranın savrulduğu yeni bir olayla karşılaşıyoruz. Burada bir usulsüzlük olduğu aşikâr. Lakin denetimin ne kadar yetersiz olduğunu hem bu olaylarla hem de Haluk Levent üzerinden yaşanan tartışmalarla görüyor, ekranda izledikçe şaşırmaya devam ediyorum. Daha bilmediğimiz neler var acaba diye düşünmeden de edemiyorum. Asıl mesele burada başlıyor: Bunlar ortaya çıkmadan önce kim denetliyordu? Bir şeylerin yanlış gittiğini anlamamız için mutlaka kamuoyunun görmesi, konuşması ve tepki göstermesi mi gerekiyor? Çünkü denetim, bir olay ortaya çıktıktan sonra yapılan açıklamalardan ibaret olmamalı. İnsan ister istemez “Daha neler var?” diye düşünüyorsa, burada yalnızca olayların kendisini değil, denetim mekanizmasını da sorgulamak gerekiyor.
Bu belediyelerin yürüdüğü yolun ayrı bir çirkin olduğu artık belli oldu. Fakat şimdi dönelim yeni partiye… Aslında beklenen bir şeydi ayrı gitmek. Siyasette yeni oluşumların ortaya çıkması, partilerin bölünmesi ya da yeni yolların çizilmesi elbette şaşırtıcı değil. Fakat insan yine de düşünmeden edemiyor: Koltuk sevdalılarını eleştirip sonunda koltuk için savaşanlara mı dönüşüyorlar. Seçim zamanı da benzerini yaşamıştık. Bir arada duramayan altı kişinin, ortak bir amaçtan çok kendi çıkarlarını gözettiği izlenimi toplumda ciddi bir hayal kırıklığı oluşturmuştu. Şimdi ise aynı hikâyenin farklı isimlerle yeniden yazılması ne kadar anlamlı olabilir. Yeni bir parti kurulabilir, eski bir parti bölünebilir, yeni ittifaklar kurulabilir. Bunların hepsi siyasetin doğasında var. Fakat isimler değişirken anlayış değişmiyorsa, yeni bir tabela asmanın ne anlamı var?
Yeni partinin nasıl bir yol izleyeceğini elbette zaman gösterecek. Başarılı olacak mı, siyasette kalıcı bir yer edinebilecek mi, yoksa kısa ömürlü oluşumlardan biri olarak mı kalacak, bugün bunu söylemek mümkün değil. Fakat bu kez halkın yalnızca izleyen değil, neyin neden olduğunu soran ve hesabını sorabilen taraf olması gerektiğini düşünüyorum.