Algoritmaların Truman Show’unda mı Yaşıyoruz?
Yaşadığımız bu çağın bizi nasıl kontrol altına aldığını; kişisel düşüncelerimizin, yaşam tarzlarımızın ve hatta kültürel kodlarımızın bile bizim değil, başkaları tarafından belirlendiğini söylesem ne hissedersiniz? Birçoğumuzun bu duruma karşı çıkıp sinirleneceğinden eminim. Kendi hayatımızı neden başkaları yönetiyor? diyeceksiniz.
Ancak kabul edelim ki algoritmaların ve popüler kültürün hayatımıza fazlasıyla entegre olduğu bir kontrol çağındayız. Kendimize ait orijinal düşüncelerimiz gün geçtikçe azalıyor. Soruyorum size: Başkasından duymadığımız veya bir algoritmanın önümüze koymadığı fikrimiz kaldı mı?
Marshall McLuhan’ın meşhur “Araç mesajın kendisidir” sözü hâlâ geçerliliğini koruyor. Dijitalleşmenin toplumun algı, düşünce ve davranışlarını biçimlendirmesi tam da bu yaklaşımın bir sonucu. Örneğin evde oyalansınlar diye çocukların eline verilen telefonlar, masum birer araç gibi görünse de tek tipleşen, asosyalleşen ve özgün kimlik oluşturamayan bireyler yaratıyor. COVID-19 pandemisiyle birlikte eğitim için hayatımıza giren teknolojiler ise artık vazgeçilmez birer bağa dönüştü. Sosyal medya fenomenlerinin yarattığı yeni kültür kodları ve dijital medyadaki tüketim çılgınlığı hayatımızın her alanına müdahale ediyor.
Sanal gerçekliğin artması, karar alma mekanizmalarımızın etkilenmesi ve dijital dünyanın riskleri küçücük çocuklara kadar ulaşıyor. Bunun önüne geçebilmek için her birimize sorumluluk düşüyor. Öncelikli olarak bilinçli bir dijitalleşme süreci başlatmalı ve farkındalığımızı artırmalıyız. Bilinçli ebeveynler, bilinçli çocuklar demek ve bu zincir büyüyerek daha farkında bir toplum inşa etmeli.
Çünkü algoritmalar yalnızca bilgi akışını değil; kimlik inşamızı, kültürel tercihlerimizi ve tüketim alışkanlıklarımızı da şekillendiriyor. Üstelik tüm bunlar o kadar görünmez bir biçimde yapılıyor ki, sistemin içine dahil edildiğimizi çok geç fark ediyoruz. Bir arkadaş grubunda toplanıp sadece popüler konuların konuşulması bile bu durumun basit bir örneği. Dijitalleşmenin bizi sürekli kendini tekrarlayan bir döngüye soktuğunu görmekte zorlanıyoruz. Toplanan verilerimiz sadece kaydedilmiyor; gözetim, kontrol ve etkileşimi artırmak adına bize karşı kullanılıyor.
Peki biz bu farkındalığı artırmak için yeteri kadar çabalıyor muyuz? Bilinçli bireyler yetiştiriyor, gerekli önlemleri alıyor muyuz?
Nasıl ki The Truman Show filminde Truman Burbank kendi seçimleri sandığı, sınırları başkalarınca çizilmiş bir kurgunun içinde yaşadıysa; biz de bugün “kendi orijinal fikrimiz” sandığımız düşüncelerle algoritmaların sunduğu yapay bir kurguyu yaşıyoruz.