Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Dün bir haber okudum. Okurken üzüldüm, sonra dönüp bir daha okudum. Çünkü anlatılanları, düzenlenen programın adıyla yan yana getirmekte zorlandım.
Gaziler Günü kahvaltısı…
Ve o kahvaltıda, oturduğu masadan kalkmasının istendiğini söyleyen bir gazi.
İddiaya göre olay, Başakşehir Kaymakamlığı’nın Bahçeşehir’de düzenlediği programda yaşanmış. Gazi Orhan Karakaya, Kaymakam Cemil Özgür Öneği’nin davetiyle oturduğu masadan, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü Gökhan Yoğurtçu tarafından kaldırılmak istendiğini anlatıyor. İncindiğini, bu nedenle kahvaltıyı terk ettiğini söylüyor. Kaymakamın daha sonra Karakaya ile görüşerek gereğinin yapılacağını bildirdiği de belirtiliyor.
Elbette iddianın bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulması gerekir. Adı geçen yetkilinin açıklaması da dinlenmeli, orada ne yaşandığı ortaya konulmalıdır. Ancak bir gazinin, kendisi ve silah arkadaşları için düzenlenen bir programdan kırılarak ayrıldığını söylemesi, başlı başına ciddiyetle ele alınması gereken bir meseledir.
Şunu sormadan geçemiyorum:
Gazilerimizi onurlandırmak için kurulan bir sofrada, bir gazinin kendisini istenmeyen kişi gibi hissetmesine nasıl yol açılır?
Bizim için şehitlik ve gazilik, taşıdığı anlamı birkaç tören cümlesiyle anlatamayacağımız kadar kıymetlidir. Bir evladın ardından ömür boyu kapıya bakan anneyi, eşinin yokluğuyla yaşamayı öğrenen kadını, babasının sesini hatıralarda arayan çocuğu düşünün. Bir de yaşadıklarını her gün yeniden omuzlamak zorunda kalan gazilerimizi…
Saygımız, onların ailelerini de kuşatmak zorundadır. Çünkü fedakârlığın yükü çoğu zaman evin içinde, kimsenin görmediği yerde taşınır.
Giresun’da bir şehit cenazesinde aynı safta duran insanlar bilir: O acının karşısında unvanlar küçülür, siyasi ayrılıklar susar. Bir annenin elini tutarken hangi makamda olduğunuzun önemi kalmaz. Söylediğiniz sözün, gösterdiğiniz yakınlığın samimiyeti önem kazanır.
Aynı hassasiyetin tören salonunda, kamu binasında, kahvaltı masasında da sürmesi gerekir.
Protokol düzeni olabilir. Oturma planı yapılabilir. Bir organizasyonda karışıklık da çıkabilir. Fakat bunların hiçbiri, bir insana buyurgan ve incitici davranmanın gerekçesi olamaz. Bir değişiklik gerekiyorsa nezaketle anlatılır, rızası sorulur, kendisine eşlik edilir.
Hele karşınızdaki kişi, o programın düzenlenme sebebi olan bir gaziyse, göstereceğiniz özenin daha da artması beklenir.
Gaziler Günü’nde en fazla gözetilmesi gereken şey, gazilerin gönlüdür.
Bazen kamu görevinde bulunanlar açısından üzerinde durulmayacak kadar küçük görünen bir davranış, muhatabının yüreğinde derin bir iz bırakabilir. Söyleyenin birkaç saniyede unutacağı bir cümleyi, duyan kişi günlerce içinde taşır.
Karakaya’nın anlattıkları doğruysa, burada yalnızca bir oturma düzeni sorunu yaşanmamıştır. Bir gazinin onuru incinmiştir. Bunun karşılığı da konuyu birkaç yatıştırıcı sözle kapatmak olamaz.
Kaymakamın kendisini araması ve konuyla ilgileneceğini bildirmesi değerlidir. Şimdi beklenen, bu ilginin somut bir sonuca ulaşmasıdır. Ne yaşandığı araştırılmalı, bir yanlış yapılmışsa açıkça kabul edilmeli ve gereği yerine getirilmelidir. İçten bir özürden kaçınılmamalıdır.
Özür dilemek makamı küçültmez. Aksine, o makamda oturan kişinin sorumluluk duygusunu gösterir.
Üstelik mesele yalnızca bu olayla sınırlı tutulmamalı. Gaziler ve şehit aileleri için program hazırlayan herkes kendisine sormalı: Davet ettiğimiz insanlar burada gerçekten rahat ediyor mu? Onları dinliyor muyuz? İhtiyaçlarını gözetiyor muyuz? Yoksa programın telaşı içinde duygularını gözden mi kaçırıyoruz?
Bu soruların cevabı, kürsüde yapılan konuşmalardan çok daha fazla şey anlatır.
Ben, gazilerimizin kendilerine gösterilmesi gereken saygıyı hatırlatmak zorunda kalmadığı bir kamu anlayışı istiyorum. Şehit ailelerinin bir kapıda derdini anlatırken mahcup edilmediği, bir gazinin hakkını ararken sesini yükseltmek zorunda bırakılmadığı bir anlayış…
Bunu sağlamak hepimizin sorumluluğudur.
Orhan Karakaya’nın dile getirdiği kırgınlık da bu sorumlulukla ele alınmalıdır. Açıklıkla, ciddiyetle ve insanlıkla.
Çünkü o sofradan geriye kalması gereken, bir gazinin kırgınlığı değildi.
Kendisini evinde hissetmesiydi.