ABD’nin Maduro Operasyonu küresel jeopolitik krizi büyütür mü?

Yayınlama: 05.01.2026
185
A+
A-

Uluslararası siyasete tarihsel derinlikten bakan herkes bilir ki, bir ülkede liderin devrilmesi ya da zorla tasfiye edilmesi, tek başına ne barış getirir ne de istikrar. Venezuela sokaklarında yaşanan sevinç görüntüleri bu nedenle ihtiyatla okunmalıdır. Saddam sonrası Irak, Kaddafi sonrası Libya ve Suriye’de yaşananlar, “lider gitti, sorun bitti” düşüncesinin ne kadar yanıltıcı olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.

ABD’nin Venezuela’nın meşru devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşini bir operasyonla ülke dışına çıkararak ABD’ye götürmesi ve yargılayacağını açıklaması, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler sisteminin temelini oluşturan egemenlik ilkesine açık bir meydan okumadır. Bir devletin, başka bir devletin liderini zor kullanarak alıkoyması; hukukun değil, çıplak gücün konuştuğu bir dünya tasavvurunun ilanıdır. Bu durum, sadece Venezuela’yı değil, küresel düzenin tamamını ilgilendiren bir kırılmadır.

Uluslararası ilişkiler disiplininin temel varsayımlarından biri şudur: Kurallar zayıfladıkça belirsizlik artar; belirsizlik arttıkça çatışma riski yükselir. Egemenliğin ihlal edildiği her örnek, başka aktörler için de emsal teşkil eder. Bugün Latin Amerika’da meşrulaştırılan bir operasyon, yarın Doğu Avrupa’da daha sert bir askeri tırmanışı ya da Asya-Pasifik’te Tayvan merkezli bir çatışmayı tetikleyebilir. Bu nedenle Venezuela meselesi, dar bir bölgesel olay değil; küresel jeopolitik fay hatlarını etkileyen stratejik bir kırılma noktasıdır.

Tam da bu noktada, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin değeri daha net anlaşılır. Bu ilke, çoğu zaman yalnızca barışçıl bir temenni gibi algılansa da, aslında son derece gerçekçi bir uluslararası siyaset okumasına dayanır. Atatürk, iç istikrarını sağlamamış ve dış ilişkilerini hukuk zemininde yürütmeyen devletlerin, hem kendileri hem de dünya için sürekli bir tehdit üreteceğini öngörmüştür. İç barış ile dış barışın birbirinden kopuk olmadığına dair bu yaklaşım, bugün yaşanan küresel krizlerin tam merkezine oturmaktadır.

Bir ülkenin geleceği, dış müdahalelerle değil, halkın egemen iradesiyle belirlenmelidir. Aksi halde ortaya çıkan tablo “barış” değil, ertelenmiş çatışmadır. Güce dayalı müdahaleler kısa vadede sonuç üretse bile, uzun vadede daha derin istikrarsızlıklar doğurur. Atatürk’ün çizdiği perspektif, tam da bu nedenle hâlâ geçerlidir: Kalıcı barış, ancak karşılıklı egemenlik saygısı ve hukuka bağlılıkla mümkündür.

Bugün uluslararası sistemin karşı karşıya olduğu temel sorun, kuralların varlığı değil; uygulanabilirliğinin aşınmasıdır. ABD’nin Venezuela’da gerçekleştirdiği bu operasyon, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı tırmandırmasını ve Çin’in Tayvan konusundaki adımlarını daha da sertleştirmesini kolaylaştıran bir zemin yaratmaktadır. Çünkü güç kullanımının normalleştiği bir dünyada, hiçbir aktör kendini bağlayıcı kurallarla sınırlı hissetmez.

Sonuç olarak, erken sevinçler stratejik körlüğe yol açar. Küresel jeopolitik kriz, tek tek hamlelerden değil; bu hamlelerin birbirini meşrulaştırmasından beslenir. Atatürk’ün işaret ettiği gibi, barış bölünmez bir bütündür. Yurtta sulh yoksa cihanda sulh olmaz; cihanda sulh yoksa hiçbir ülke uzun vadede kendi barışını koruyamaz. Bugün Venezuela’da atılan bu adım, tam da bu dengeyi daha da kırılgan hale getirmektedir.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.