Arka Kapı: Bir “Zehir ” Meselesi ve Kayıp İradeler
Dün gece, uykunun en tatlı yerinde değil de, zihnin en uyanık olduğu o sabaha karşı saatlerde bir ifade takıldı aklıma!
” Elinden zehir olsa içerim! “
Dışarıdan bakıldığında mutlak bir sevgiyi, sarsılmaz bir güveni ya da destansı bir bağlılık gibi sunulan bu cümle, aslında neyin açlığı, nasıl bir doyumun dışa vurumudur? Bakıyorum; Ortası, dengesi, rasyonel bir izahı olabilir mi böyle bir teslimiyetin?
Hadi gelin, bu zehirli zihniyetin arka kapısını biraz aralayalım..
İradenin İflası mı yada E.Musk’ın Uydulaşma Süreci gibi mi?
“Zehir olsa içerim ” demek, aslında mantığın bittiği, bireyin kendi koruma içgüdüsünü bile bir kenara ittiği o uç nokta değilmidir? Burada bir Aidiyet Açlığı yatar. Kişi yada kişiler, kendi varlıklarını ötekinin varlığında eriterek , seçim yapma sorumluluğundan kaçar.. Ancak bu kaçışın bedeli ağırdır: Kendi iradesini askıya alan neredeyse hiçe sayan insan; artık bir özne değil, bir başkasının yörüngesinde dönen bir uydu haline gelmez mi?
Bu bir Psikolojik Bir Borçlandırma Stratejisi gibi devam ediyor.
Bu ifade, sadece bir fedakarlık beyanı değil, aynı zamanda derin bir psikolojik mekanizmadır. Karşı tarafa ” senin için canımı bile veririm ” diyen kişi, aslında ona ödenmesi imkansız bir manevi fatura keser. Zannetmek ile zan altında kalmak arasındaki ince çizgi burada mı kopuyor acaba ?
Bu, muhatabını devasa bir sadakat borcu altında ezmek, onu her adımında bu ağır yükü düşünmek zorunda bırakmak mıdır? Yani bir nevi, karşı tarafı tamamen etki altına alma, onu kendi duygusal alanına hapsetme çabasıdır diyorum.
Siyasetten Kişiliğe; Orta Yolu Olmayan Gidişata..
Bence, bu zihniyetin sadece ikili ilişkilerde kaldığını sanıyorsak yanılıyoruz. Bu, bir lidere, bir öğretiye ya da bir gruba duyulan körü körüne bağlılığın, sanki ilerisi için atılmış temelidir. Sorgulamanın, eleştirinin ve akıl süzgecinin devre dışı kaldığı her yerde bu zehirli teslimiyet vardır.
Bir de ekonomik parite üzerinden bakarsak; riskin maksimum, getirinin ve kazancın ise tamamen soyut olduğu bu denklemde rasyonel bir denge vardır diye düşünebilir misiniz? Orta yolun olmadığı bu tip ekstrem durumlarda, kişilik iradesi yıllarca siyasi veya toplumsal rüzgarlara kapılıp gitmediler mi?
Sonucu; Yerine göre ancak Bekleyip Göreceğiz.
Bir insanı, kendi canını bile korumayacak kadar kör bir bağlılığa sürükleyen bu süreç, onu bir birey olarak yok sayan bu düzeydeki bir teslimiyet, kişileri ve toplumları nereye götürür? Kendi ayakları üzerinde duramayan, iradesini bir başkasının avucuna bırakanların akıbeti, tarihin tozlu sayfalarında benzer örneklerle doludur..
Hür bir akıl, sorgulayan bir vicdan ve sağduyu!! Zehri , şifa diye sunanlara karşı en büyük kalkanımızdır. Önemli olan kişiliğimizi bulmamızdır.
Şimdilik bekleyip göreceğiz; Bakalım bu izahtan areste teslimiyetin faturası sonunda kime kesilecek.
Saygılarımla,