Görele son birkaç haftadır garip bir sessizliğin içinde gürültü koparıyor. Sokakta yürürken hava durgun; ama insanların yüzünde belli belirsiz bir kızgınlık dolaşıyor. Bir şeyler birikiyor, ama kimse tam olarak adını koymak istemiyor. İlçe, farkında olmadan yeni bir tartışmanın tam ortasında.
Normalde Görele’nin alışık olduğu siyaset kısık ateşte kaynar, ara sıra taşar sonra yine yerine oturur. Fakat bu kez öyle değil. Bu kez mesele, “kim aday olacak?” tartışmasını çoktan aşmış. Bu kez mesele, insanların “Bize ne oluyor?” sorusuna verdiği cevabın değişmeye başlaması.
Bütün bu sessiz gerilimi patlatan olay ise aslında çok basit bir mesajdı. Melikoğlu’nun sosyal medya hesabına yazdığı üç kelime:
“40 ay kaldı, geliyorum.”
Kimine göre meydan okuma, kimine göre temkinli bir hatırlatma… Ama Görele’deki siyaset taşlarını yerinden oynatmaya yetti de arttı bile.
Fakat işin derininde sadece bir adaylık sinyali yok. İlçenin uzun zamandır üzerine basıp geçtiği, görmezden geldiği bazı kararlar artık gizlenemiyor. Tekel Binası meselesi mesela…
Yıllar önce 27 bin liraya belediyeye kazandırılan bir alanın, hiçbir doğru dürüst izahat yapılmadan ortadan kaldırılması.
Bu şehrin hafızası mı bu kadar kıymetsiz?
Görele’nin sahip olduğu her taşın bir geçmişi, her binanın bir hikâyesi olduğunu bilmeyen mi var?
Sonra Öğretmenevi konusu…
Yapılan açıklamalarla yaşananlar yan yana konduğunda ortaya çıkan çelişki gözle görülecek kadar açık. Buna rağmen “Biz doğruyu söylüyoruz” diye ısrar eden bir yönetim anlayışı… Oysa Görele halkı tribün şovunu değil, gerçekleri duymak ister. Çünkü bu ilçe, herkesin sandığından daha olgun bir hafızaya sahiptir.
Asıl tartışma ise bugün değil, seçim meydanlarında atılan bir cümleyle başlıyor. Mevcut başkan o gün kürsüden bağırıyordu:
“Belediyenin borcu çokmuş, beni korkutmuyor! Gerekirse babamın dükkânlarını satarım!”
Bu cümlenin ardından alkış tufanı kopmuştu. Sözün ağırlığı vardı çünkü.
Ama bugün?
Kültür merkezi yıkılacak…
Düğün salonu yıkılacak…
Tekel Binası alanı yıkılacak…
Yerlerine 5 katlı konut ve dükkânlar yapılacak, satılacak, buradan gelir sağlanacak deniyor.
İyi de, 40 esnaf ne olacak?
Onlara söylenen tek şey bu mu:
“Tahliye edin, kendinize yer bulun”?
Hani sosyal belediyecilik?
Hani halkın yanında duran anlayış?
Görele merkezde kiralık dükkân mı kaldı da insanlar taşınsın?
Bir ilçenin ekonomisi, 40 esnafın kaderi bu kadar rahat hesaba katılabilir mi?
Cevap belli:
Bu işte sosyal yön yok, tamamen rantsal bir refleks var.
Melikoğlu tam da bu noktada sesini yükseltiyor:
“Gök kubbeyi başınıza indiririm!”
Bu söz, kişisel bir öfkenin değil; bir hakkaniyet talebinin ifadesi. İlçeye yıllarını vermiş, belediyeciliği bilen, hafızayı taşıyan birinin isyanı.
Üstelik sadece eleştirmiyor; planını da açıklıyor:
Göreve gelirsem Tekel Binası alanını yeniden belediye hizmet alanı ilan edip kamulaştıracağım, diyor.
“Görele’nin malı yine Görele’de kalacak” mesajı veriyor.
Ve ardından ekliyor:
“Allah ömür verirse, hemşerilerim teveccüh gösterirse hizmete hazırım.”
Görele’nin hafızası zannedildiği kadar yumuşak değildir.
Bu memleket, kimin ne dediğini unutur; ama ne yaptığını asla unutmaz.
Bugün yaşanan bu huzursuzluk, bir ilçenin kendi kendine tuttuğu aynadır aslında.
Kimse görmek istemese bile gölgeler büyüyor.
Soru şu:
Görele bu sefer yüzünü gölgeye mi dönecek, yoksa ışığı mı seçecek?
Göreceğiz.
Görele de rüzgarın nereden eseceği belli olmaz. Kimin ne zaman hangi rüzgarın arkasına sığınacağı da.