Türkiye son yıllarda “Milli Teknoloji Hamlesi”, İHA’lar, SİHA’lar, yerli otomobil girişimleri ve teknoparklarla haşır neşiriz. Gençler garajlarda kod yazıyor, üniversite öğrencileri roket yarışmalarına katılıyor. Herkesin dilinde “inovasyon”, “AR-GE” ve “yerli üretim” var. Ancak, bu kavramların Türkiye’de bir devlet politikası haline gelmesi için ömrünü adayan, bu yolun haritasını çizen “sessiz bir devden” çoğu gencin haberi yok.
O isim, Prof. Dr. Ergun Türkcan.
Bugün bir mühendislik öğrencisine veya bir start-up kurucusuna Ergun Türkcan’ı sorduğunuzda muhtemelen boş gözlerle bakacaktır. Oysa o gençlerin bugün üzerinde yürüdüğü “bilimsel altyapı” yolunun taşlarını döşeyen, Türkiye’nin “bilim politikası” disiplininin kurucu babasıdır o.
Neden Tanınmıyor?
Ergun Hoca, popüler kültürün, sosyal medya fenomenliğinin veya ekran ışıklarının adamı olmadı. O, işin mutfağındaydı. Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) o meşhur koridorlarında, Türkiye’nin kalkınma planlarına “bilim” şerhini düşen, TÜBİTAK’ın kuruluş felsefesine harç taşıyan bir “devlet aklı” idi. O, kameralara konuşmak yerine, Türkiye’nin neden sadece teknoloji tüketen değil, teknoloji üreten bir ülke olması gerektiğini anlatan tuğla kalınlığında, ömürlük kitaplar yazmayı seçti.
Sadece Mühendislik Değil, Bir Bağımsızlık Meselesi
Yeni nesil, teknolojiyi genellikle “yazılım” veya “donanım” olarak görüyor. Ergun Türkcan ise bize bunun bir “ekonomi politik” ve “bağımsızlık” meselesi olduğunu öğretti.
Onun başyapıtı kabul edilen “Dünya’da ve Türkiye’de Bilim, Teknoloji ve Politika” kitabı, sadece bir akademik eser değil, Türkiye’nin teknolojik makus talihini yenmesi için yazılmış bir reçetedir. Hoca bu eserinde, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e modernleşme tarihimizi incelerken, neden sanayi devrimini ıskaladığımızı hamasetle değil, soğukkanlı verilerle anlatır.
“Üç Tarz-ı Emperyalizm” çalışması ise, zihin açıcı bir manifestodur. Türkcan’a göre emperyalizm sadece topla tüfekle gelmez; asıl tehlike “teknolojik bağımlılık”tır. Bir ülkenin kendi aşısını, kendi motorunu, kendi çeliğini üretememesi; siyasi bağımsızlığını da kağıt üzerinde bırakır. İşte Ergun Hoca, hayatı boyunca bu “görünmez zincirleri” kırmanın yollarını aradı.
Gençler İçin Neden Önemli?
Bugünün gençleri “kod yazmayı” biliyor olabilir, ancak “neyi, neden ve kimin için” ürettiklerini sorgulamaları için Ergun Türkcan’ın perspektifine ihtiyaçları var.
O, montaj sanayisine, “lisans alarak” üretim yapmaya ve kopyacılığa şiddetle karşı çıktı. Onun vizyonu, Türkiye’nin kendi “Ulusal Yenilik Sistemi”ni kurmasıydı. Bugün TÜBİTAK proje desteklerinden faydalanan, teknokentlerde şirket kuran her gencin başarısında, on yıllar önce bu sistemin teorisini kuran Ergun Türkcan’ın görünmez imzası vardır.
Hocayı Okumak, Geleceği Okumaktır
Ergun Türkcan, ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikası Çalışmaları’nda verdiği derslerle sayısız bürokrat ve akademisyen yetiştirdi. Ama artık onun fikirlerinin kampüs duvarlarını aşıp, teknolojiye meraklı Z kuşağına ulaşması gerekiyor.
Eğer Türkiye gerçekten bir teknoloji ülkesi olacaksa, bu sadece mühendislerin başarısıyla değil; teknolojinin tarihini, politiğini ve sosyolojisini bilen, Ergun Türkcan’ın “Tarihten Teknolojiye” kitabını okumuş, “Teknolojinin Ekonomik Politiği”ni kavramış vizyoner zihinlerle mümkün olacaktır.
Bu “bilge çınarı” tanımak, geçmişe bir vefa borcu olduğu kadar, geleceğe sağlam basmak için de bir zorunluluktur. Bilim tarihimizin bu sessiz mimarını raflardan indirme vakti geldi.
Son bir not: Eğer bu makaleyi okuyan genç bir arkadaşımızsanız, lütfen arama motoruna “Ergun Türkcan” yazın. Karşınıza çıkacak o derinlikli analizler, kod satırlarından çok daha fazlasını, Türkiye’nin geleceğini nasıl inşa etmeniz gerektiğini fısıldayacaktır.