Dua eden kimsenin yediği ve giydiği şeyler helâl olmalıdır. Dua, ihtiyaçların anahtarıdır. Anahtarın dişleri de helâl lokmadır.
Allâhü Teâlâ’ya dua edileceği zaman, abdest veya gusül abdesti almalıdır. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, Allâhü Teâlâ’ya dua etmeden veya insanlardan bir ihtiyacını istemeden önce güzelce abdest alınıp öyle istenmesini tavsiye etmişlerdir.
Abdest alarak dışını temizlediği gibi içi de temiz olsun diye, hata ve günahlarına tevbe ve istiğfâr etmelidir.
Kul; kalbi, Allâhü Teâlâ’dan başka şeylerle meşgul olmadan, ne istediğinin ve kimden istediğinin şuurunda olarak ve yaptığı duayı Allâhü Teâlâ’nın kabul edeceğine inanarak, hâlis bir niyetle dua etmelidir. Böyle inanmak, Allâhü Teâlâ’nın hudutsuz lütuf ve keremine itikadın neticesidir. Kalbinde huşû, bedeninde mahviyet olmadan, sadece dili ile dua etmemelidir.
Dua eden, istediği şeyin zâhirî sebeplerini de yerine getirmelidir.
Duaya, Allâhü Teâlâ’ya hamd edip sonra Peygamber Efendimize (s.a.v.) salevât okuyarak başlamalı; kısık bir sesle, yalvararak dua etmelidir.
Önce kendisi, sonra anne babası ve evlâdı için, sonra da diğer müminler için dua etmelidir.
Nimet ve bolluk içindeyken de Allâhü Teâlâ’ya çokça dua etmelidir.
Allâhü Teâlâ’ya, peygamberlerini ve sâlih kullarını vesile kılarak dua etmelidir.
Hiç kimse, kendisine, ailesine ve çocuklarına beddua etmemelidir. Zira bedduası, duaların kabul olunduğu bir vakte tesadüf eder de ailesini ve çocuğunu ifsâd eder, onların itikadını ve ahlâkını bozar. O zaman, bu yaptığına pişman olur fakat pişmanlık bir fayda vermez.
Dua eden de, duayı dinleyen de “Âmîn” demelidir. Çünkü dua eden ve dinleyenin “Âmîn” demesi, duanın âdâbındandır. Âmîn, “Yâ Rabbi! Dualarımızı kabul et.” manasınadır.