Değişmeyen İhmal, Değişen İşçiler

Yayınlama: 05.10.2026
39
A+
A-

13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan maden faciası, aynı “kaderi”(!) ile yine Türkiye gündeminde.

Öyle bir saçmalığın içine düşmüş konumdayız ki yeraltında ekmek parasını çıkarmaya çalışan işçinin ölümü bile “Bu işin fıtratında var.” denilerek basitleştirilebiliyor.

Gündeme olan yorumlara baktığımda herkes işçinin hakkını, yasını savunuyor. Fakat 2014 Soma faciasında hayatını kaybeden 301 işçinin ailelerinin hukuk mücadelesinde yer alan avukatlar Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı bugün cezaevinde. Elbette bu iki ismin cezaevinde bulunmasının hukuki gerekçesi Soma davası değil. Ancak ortaya çıkan tablo yine de oldukça düşündürücü: İşçilerin ve ailelerinin adalet mücadelesinde yanlarında olan avukatlar cezaevindeyken, Soma davasında verilen cezalar ve sorumluların durumu hâlâ tartışılıyor.

Bu durum bir kader, fıtrat ve gereksiz etiketler kapsayan bir mesele değildir. Bu, başlı başına tedbirsizliktir. Geçmişe dönüp baktığımızda 1992 Kozlu’dan tutun 2014 Soma’ya kadar, 2026’da işlerin hâlâ aynı durumda olduğunu görüyoruz. Aynı adalet arayışı devam ediyorsa problem aranması gereken şey işçinin fıtratı değil, bu meseledeki gerekçeyi işin doğasında varmış gibi gösterenlerdir.

İmbat Madencilik’e ait ocakta meydana gelen kazada 5 işçi hayatını kaybetti, 2 işçi ise yaralandı. Bunun üzerine birtakım problemleri olduğu ifade edilen şirketten 9 kişi gözaltına alındı. Fakat burada yine aynı soruyla karşı karşıya kalıyoruz: Sorumluların gözaltına alınması, kaybedilen 5 işçinin hayatını geri getirecek mi?

Madenlerde kâr hırsı odaklı üretim anlayışı yüzünden iş güvenliğinin sürekli ikinci plana atılması ve sorumluların her zamanki gibi iş işten geçince temel odağa koyulması, adaletin zaman aşımına uğradığının birebir kanıtıdır.

Çünkü biz bu ülkede her maden faciasından sonra aynı şeyleri konuşuyoruz. İş güvenliği, denetim, sorumlular, ihmaller, adalet… Sonra gündem değişiyor. Acı geride kalıyor. Bir sonraki madene, bir sonraki işçiye kadar her şey unutuluyor.

Bir işçinin yerin altında çalışması elbette riskli olabilir. Fakat riskli bir işte çalışmak, ölmenin o işin fıtratında olduğu anlamına gelmez. İşçinin hayatını korumak, alınması gereken önlemleri almak ve gerekli denetimleri yapmak bir tercih değil, zorunluluktur.

Eğer 1992 Kozlu’dan 2014 Soma’ya, 2014 Soma’dan 2026 Soma’ya geldiğimiz hâlde hâlâ aynı ihmalleri, aynı ölümleri ve aynı adalet arayışını konuşuyorsak ortada artık tek tek kazalardan daha büyük bir problem vardır.

Çünkü mesele yalnızca bir maden kazası değildir. Mesele, işçinin hayatının üretimden ve kârdan ne kadar daha değerli görüldüğüdür.

Her seferinde “kader” diyerek geçiştirdiğimiz şeyin arkasında birilerinin ihmali, birilerinin denetimsizliği ve birilerinin sorumluluğu varsa, buna kader demek yaşananları açıklamaz. Sadece sorumluluğu görünmez hâle getirir. Bugün Soma’da hayatını kaybeden 5 işçiyi konuşuyoruz. Yarın başka bir madende başka işçilerin ölümünü konuşmamak için artık aynı cümleleri kurup geçmek yerine, aynı ihmallerin neden tekrarlandığını sorgulamak gerekiyor.

Çünkü işçinin fıtratında ölmek yoktur.  Ölümün fıtrat olduğunu söylemek ise tedbirsizliğe başka bir isim vermekten başka bir şey değildir.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.