Karadeniz’in ortasında, denizin üzerine inşa edilmiş bir mühendislik başarısı duruyor: Ordu-Giresun Havalimanı. 3 bin metrelik pistiyle, modern terminaliyle, stratejik konumuyla bölgenin dünyaya açılan kapısı olması gereken bu havalimanı bugün ne yazık ki potansiyelinin çok gerisinde bırakılıyor. Sorulması gereken soru artık net: Mesele altyapı değilse, eksik olan nedir?
Bir bölge düşünün… 1,2 milyonu aşan yerleşik nüfus, 1,6 milyonu bulan gurbetçi potansiyeli. Yaz aylarında adeta nüfusu katlanan, ekonomik hareketliliği zirveye çıkan bir coğrafya. Böyle bir pazarın tek bir havalimanına mahkûm edilmesi yetmezmiş gibi, o havalimanının da sınırlı uçuşlarla adeta “bekleme salonuna” alınması kabul edilebilir mi?
Bugün Ordu ve Giresun’dan Antalya’ya, İzmir’e doğrudan uçuş bulamayan vatandaş; Almanya başta olmak üzere Avrupa’ya gitmek için komşu illere yönelmek zorunda kalıyorsa burada ciddi bir planlama sorunu var demektir. Bu tablo sadece ulaşım zorluğu değildir — bu, ekonomik fırsatların başka şehirlere transfer edilmesidir.
Tam da bu noktada Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu’nun çıkışı son derece kıymetlidir. Çakırmelikoğlu yalnızca bir talep dile getirmiyor; bölgenin hakkını savunuyor, ekonomik adalet çağrısı yapıyor. “Ordu-Giresun Havalimanı üvey evlat muamelesi görmemeli” sözü, aslında yıllardır biriken sessiz rahatsızlığın en net ifadesidir.
Çünkü havayolu artık lüks değil, kalkınmanın ana damarlarından biridir. Her yeni uçuş; turist demektir, yatırım demektir, otellerin dolması, restoranların hareketlenmesi, esnafın kazanması demektir. Gurbetçinin memleketine daha kolay ulaşması, memleketle bağın güçlenmesi demektir. Kısacası uçuş yoksa büyüme de sınırlıdır.
Üstelik teknik açıdan hiçbir engel görünmüyor. Pist hazır, terminal hazır, kapasite hazır. Yani sorun beton değil; vizyon eksikliği.
Doğuya baktığımızda tablo daha da düşündürücü hale geliyor. Trabzon’un nüfusu yaklaşık 822 bin. Buna rağmen mevcut havalimanını işletmekle kalmıyor, dev bütçeli yeni bir havalimanı yatırımını da alıyor. 68,9 milyar TL’lik proje; daha uzun pist, dev terminal ve geniş apron alanlarıyla geleceğe hazırlanıyor.
Peki aynı Karadeniz’in ortasında yer alan, daha büyük fiilî yolcu potansiyeline sahip Ordu-Giresun neden bu ölçekte bir ilgi görmüyor?
Bu sorunun cevabı teknik değil, giderek daha fazla şekilde “öncelik meselesi” olarak okunuyor. Havayolu planlaması teoride ticari verilere dayanır; ancak pratikte kamu politikaları, teşvik mekanizmaları ve bölgesel ağırlıklar belirleyici olur. Eğer bir havalimanı hak ettiği uçuşları alamıyorsa, bu çoğu zaman talep yetersizliğinden değil, masadaki temsil gücünün zayıflığındandır.
İşte bu yüzden Çakırmelikoğlu’nun tavrı önemlidir. Sessiz kalmak yerine konuşan, beklemek yerine talep eden bir yerel lider profili çiziyor. Bölgesel kalkınmanın ancak güçlü bir savunuculukla mümkün olacağını hatırlatıyor.
Bugün yapılması gereken şey çok açık:
Ordu-Giresun Havalimanı bölgesel bir merkez olarak konumlandırılmalı.
Yaz sezonu için Avrupa hatları artırılmalı.
Antalya ve İzmir gibi yüksek talep gören iç hatlar programa eklenmeli.
Kamu teşvikleri ve havayolu iş birlikleri devreye alınmalı.
Çünkü mesele sadece uçuş sayısı değil eşit kalkınma meselesidir.
Karadeniz’in bazı şehirleri hızla büyürken, diğerlerinin potansiyeline rağmen geride kalması sürdürülebilir değildir. Bir bölgeyi güçlendirmek, diğerini zayıflatmak anlamına gelmemelidir.
Ordu ve Giresun beklemek istemiyor. Hak ettiği bağlantıları, hak ettiği ilgiyi, hak ettiği planlamayı istiyor.
Ve açık konuşalım:
Nüfus var. Pist var. Talep var.
Artık eksik olan tek şey güçlü bir karar iradesi.