Terazi, Lastik ve Jimnastik

Yayınlama: 14.06.2026
1
A+
A-

Terazi deyip geçmemek gerekir. İlk bakışta basit bir tartı gereci gibi görünür. Pazarda, manavda, fındık alımında ya da evimizin bir köşesinde karşımıza çıkar. Ama terazinin asıl anlamı, gramla kiloyla sınırlı değildir. Terazi, aynı zamanda hakkın, ölçünün, adaletin sembolüdür.

Bir kefesinde hak, diğer kefesinde vicdan vardır. Eğer o denge bozulursa sadece tartı şaşmaz; insan da şaşar, toplum da şaşar, devlet de şaşar.

Adalet denilince zihnimizde ilk beliren yer mahkemelerdir. Çünkü mahkemeler, toplumun huzurunu ve güvenini sağlamakla görevli en önemli kurumlardır. Ancak hayat bize şunu da göstermiştir: İnsan, sadece adaleti arayan bir varlık değildir; gerektiğinde adaleti eğip bükmeye çalışan bir varlıktır da. Halk arasında boşuna söylenmemiştir: “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.”

Bu söz, aslında insanın zayıf tarafını anlatır. Menfaat devreye girdiğinde hakikat bazen lastik gibi uzatılır. Kimileri doğruyu kendi işine geldiği kadar söyler. Kimileri hakkı teslim etmek yerine kelimelerin arkasına saklanır. Kimileri de terazinin ayarını kendi lehine bozmayı maharet sayar.

Oysa hak, hele hele kul hakkı, öyle kolay geçiştirilecek bir mesele değildir. Bir insanın emeğini, hakkını, alın terini, itibarını gasp etmek; sadece dünyevi bir haksızlık değil, aynı zamanda vicdanı yaralayan ağır bir yüktür. Biz Müslümanlar ahiret inancına sahip olduğumuzu söyleriz ama iş günlük hayata, ticarete, mirasa, komşuluğa, siyasete ve mahkemeye geldiğinde bu inancı çoğu zaman terazinin kefesine koymayı unuturuz.

Yalan ise başlı başına insanlığın en eski hastalıklarından biridir. Bazen korkudan, bazen çıkar hesabından, bazen de birilerini memnun etme telaşından söylenir. Dinî kaynaklarda zaruret ve maslahat çerçevesinde çok sınırlı bazı istisnalar konuşulsa da yalanın temel karakteri değişmez: Hakikati örter, güveni zedeler, insan ilişkilerini çürütür.

Bir toplumda güven kayboldu mu, mahkemelerin yükü artar. Komşu komşudan şüphe eder, ortak ortağını tartar, dost dostunun sözüne temkinle yaklaşır. Böyle bir ortamda adalet terazisi sadece hâkimlerin elinde değil, hepimizin vicdanında yeniden kurulmak zorundadır.

Terazinin bir başka yüzü de bedenimizle ilgilidir. Bu kez mesele hak değil, kilo meselesidir. Sağlığımızı ölçen, bedenimizin dengesini gösteren bir başka terazi çıkar karşımıza. İşte burada da karşımıza diyetisyenler, doktorlar ve sağlıklı yaşam uyarıları çıkar.

Bugünün dünyasında aşırı kilo, ne yazık ki çağın en büyük sağlık sorunlarından biri haline gelmiştir. Eskiden çocuklar sokakta oynar, yokuş çıkar, okul yolunu yürür, fındık bahçesinde koşturur, mahalle aralarında ter içinde kalana kadar top oynardı. Bugünün çocukları ise çoğu zaman ekran karşısında büyüyor. Hareket azaldı, hazır gıda arttı, porsiyonlar büyüdü, sabır küçüldü.

Giresun’un eski mahallelerini hatırlayanlar bilir. Çocuklar akşam ezanına kadar dışarıda olurdu. Bir top, birkaç taş, biraz hayal gücü yeterdi. Şimdi apartmanların arasında sıkışmış, servis araçlarına mahkûm edilmiş, tablet ve telefonla oyalanan bir nesil var. Bu değişimin bedelini de terazi gösteriyor.

Aslında burada da mesele yine denge meselesidir. Adalette denge bozulunca kul hakkı doğar; bedende denge bozulunca sağlık sorunları başlar. İnsan hem vicdanını hem bedenini ölçülü tutmak zorundadır. Fakat modern hayat bize sürekli tersini fısıldıyor: Daha çok tüket, daha az hareket et, daha hızlı yaşa, daha az düşün.

İşte “lastik jimnastik” dediğim mesele tam da budur. Doğruları lastik gibi uzatıyoruz, bedenimizi ise hareketsizliğe mahkûm ediyoruz. Hakikati eğip büküyoruz, sonra da sağlığımız bozulunca çareyi başkalarında arıyoruz. Oysa insan önce kendi terazisinin ayarına bakmalı.

Bugün hem adalet terazisine hem de beden terazisine yeniden ihtiyaç var. Birinde hak ölçülür, diğerinde sağlık. İkisi de bozulduğunda insanın huzuru kaçar. Çünkü ölçüsüzlük sadece kiloda değil, sözde, davranışta, ticarette, siyasette ve vicdanda da insanı ağırlaştırır.

Peki biz hangi terazinin karşısında durmaya cesaret edeceğiz?

Mahkemedeki terazinin mi, evdeki baskülün mü, yoksa içimizdeki vicdanın mı?

Asıl mesele belki de şudur: İnsan, başkasının hakkını tartmadan önce kendi nefsini tartmayı öğrenmelidir. Çünkü en doğru tartı, bazen demirden yapılmış olan değil; insanın kendi vicdanında kurduğu terazidir.

REKLAM ALANI
Yazarın Son Yazıları
09.06.2026
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.