18 Mart ve Unutulan Hafızamız

Yayınlama: 18.03.2026
20
A+
A-

18 Mart Çanakkale Zaferi, İtilaf Devletleri donanmasının Gelibolu Yarımadası’ndan geçişinin engellendiği, “Çanakkale Geçilmez” destanının yazıldığı ve büyük mücadelelerin verildiği tarihî bir dönüm noktasıdır. Ancak insanın aklına şu soru geliyor: Biz, bu kadar zor şartlar altında kazanılmış bir zaferi nasıl bu kadar kolay unutabiliyoruz? Bu şanlı tarihe daha güçlü ve daha içten sahip çıkmamız gerekmiyor mu? Yoksa tarih yalnızca belirli günlerde hatırlanan bir anma mı olmalı?

Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale’de verilen mücadele, tarihimizin en anlamlı direnişlerinden biridir. Deniz savaşlarında müttefik donanmasının bozguna uğratılmasıyla başlayan süreçte, Gelibolu’dan Anafartalar’a, Conkbayırı’ndan Arıburnu cephelerine kadar pek çok noktada büyük bir mücadele verildi. Bu mücadelede Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde sayısız kahramanlık örneği ortaya kondu. Anadolu’nun dört bir yanından gelen insanlar, bağımsızlık inancı ve vatan sevgisi etrafında birleşerek bu kadim toprakları korumak için omuz omuza savaştı. Peki biz bugün o fedakârlıkların anlamını gerçekten hissedebiliyor muyuz? O gün verilen mücadeleyi ne kadar anlayabiliyoruz?

Bugün ise kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Bu kadar zor kazanılan toprakların tarihine sahip çıkma konusunda ne kadar çaba gösteriyoruz? Bizi biz yapan bu toprakları kazanmak bu kadar zorken, neden onları hafızamızda yaşatmakta bu kadar zorlanıyoruz? Gün geçtikçe tarihî köklerimizi unutuyor, adeta balık hafızalı bir topluma dönüşüyoruz. Oysa tarihini unutan toplumların geleceğini sağlam temeller üzerine kurması mümkün müdür? Geçmişini hatırlamayan bir toplum geleceğini nasıl inşa edebilir?

18 Mart Çanakkale Zaferi, yalnızca bir askerî başarı değil, aynı zamanda büyük bir seferberliğin sonucudur. O günlerde okullar mezun verememiş, gençler eğitimlerini yarıda bırakarak cepheye koşmuştur. Genciyle yaşlısıyla, köylüsüyle şehirlisiyle herkes vatan savunması için mücadele etmiştir. Bu uğurda büyük kayıplar verilmiş, nice hayatlar toprağa düşmüştür. Böylesine büyük fedakârlıklarla kazanılmış bir zaferi hafızamızdan silmek, bu topraklar için mücadele eden insanlara yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biri olmaz mı? O gün cepheye giden gençlerin fedakârlığını bugün gerçekten anlayabiliyor muyuz?

Cephede savaşan askerlerin yanı sıra, cepheye gidemeyen kadınlar da bu mücadelenin görünmeyen kahramanlarıydı. Cephanenin taşınmasından lojistik desteğe kadar pek çok alanda büyük fedakârlıklar gösterdiler. Bugün sahip olduğumuz hayatın ve özgürlüğün en önemli sebeplerinden biri onların verdiği bu mücadeledir. Böyle bir geçmişi görmezden gelmek sizce de büyük bir nankörlük olmaz mı? Eğer biz bu fedakârlıkları unutursak, gelecek nesiller bu mücadeleleri nasıl hatırlayacak?

Bugün gençler tarih bilinci konusunda ne kadar farkındalık sahibidir? Aileler çocuklarına bu millî bilinci ne kadar aktarabiliyor? Okullar ve toplum bu konuda yeterince sorumluluk alıyor mu? Çünkü nesilden nesile aktarılmayan her tarih, zamanla unutulmaya mahkûmdur. Geçmişin fedakârlıkları sıradanlaşmamalı; aksine, onları hatırlamak ve yaşatmak bir sorumluluk olarak görülmelidir.Çanakkale’de verilen bu büyük mücadelenin unutulmaması için hepimize önemli görevler düşüyor. Kendi değerlerini bilen, tarihini tanıyan ve geçmişine sahip çıkan bir toplum olmak zorundayız. Çünkü unutulan her tarih,aslında kaybolan bir toplumsal hafızadır.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.