Türkiye’de Ocak Ayı: Gazeteciler ve Suikastlerin Karanlık Geçmişi

Yayınlama: 26.01.2026
48
A+
A-

Takvim yaprakları Ocak ayını gösterdiğinde, bu ülkede sadece yeni bir yıl başlamaz. Aynı zamanda yarım kalan dosyalar, cevapsız sorular ve adalet arayışı yeniden hatırlanır. Soğuk havanın ağırlığına bir de hafızanın yükü biner. Çünkü Ocak, Türkiye’de yalnızca kışın değil; susturulan kalemlerin, yarım bırakılan cümlelerin ve karanlıkta kalan gerçeklerin ayıdır.

Bu bir tesadüf mü, yoksa susturulmak istenen seslerin ortak kaderi mi?

Takvim yapraklarını geriye sardığımızda karşımıza aynı ayda, farklı yıllarda ama benzer nedenlerle öldürülen isimler çıkıyor: Uğur Mumcu, Hrant Dink, Muammer Aksoy, Gaffar Okkan, Özdemir Sabancı …Ve her biri, bu ülkenin karanlığıyla yüzleşme cesaretinin bedelini canıyla ödeyen insanlar.

24 Ocak 1993

Uğur Mumcu, arabasına yerleştirilen bombayla Ankara’da öldürüldü. Araştırmacı gazeteciliğin simgesi olan Mumcu, silahlı örgütler, organize suç ve tarikat-siyaset ilişkilerine kadar dokunulmaz denilen alanlara dokunmuştu. Ölümünden sonra sorular sorulmaya devam etti; ancak cevaplar hiçbir zaman tam olarak verilmedi. Faili meçhul kalan sadece bir cinayet değil, hakikatin kendisi oldu.

Takvimler 31 Ocak 1990’ı gösterdiğinde bu kez Muammer Aksoy vardı hedefte. Bir hukukçu, bir yazar, bir aydın… Bahçelievler’deki evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü. Onun öldürülmesiyle birlikte Türkiye, aydınlara yönelik suikastların kapısının ardına kadar açıldığını acı bir şekilde gördü.

Ve 19 Ocak 2007

Hrant Dink, Agos Gazetesi’nin  önünde, gündüz vakti, sokak ortasında vurularak öldürüldü. Yazılarıyla birlikte yaşamı boyunca barışı, birlikte yaşama kültürünü ve yüzleşmeyi savunan Dink’in ölümü, yalnızca bir gazeteci cinayeti olarak değil; Türkiye’de ifade özgürlüğünün ve çoğulcu düşüncenin geldiği noktayı gösteren simgesel bir kırılma olarak hafızalara kazındı.

Ama yıllar geçse de şu soru hâlâ ortada duruyor: Bu cinayetler gerçekten tüm yönleriyle aydınlatıldı mı?

24 Ocak 2001’de ise bu kez bir emniyet müdürü, Gaffar Okkan, Diyarbakır’da suikasta uğradı. Halkla barışık bir güvenlik anlayışını savunan Okkan’ın öldürülmesi, yalnızca bir devlet görevlisinin kaybı değildi. Aynı zamanda bölgede filizlenen umutların da hedef alındığı bir mesajdı.

Bu cinayetle birlikte kime, neyin mesajı verildi?

9 Ocak 1996’da bu kez hedefte bir gazeteci değil, Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal hafızasında önemli bir yere sahip olan Özdemir Sabancı vardı. Sabancı Holding Yönetim Kurulu Üyesi olan İstanbul’daki Sabancı Center’da silahlı saldırı sonucu öldürüldü Bu suikast, yalnızca bir iş insanının ölümü değil; Türkiye’de ideolojik şiddetin, ekonomik güç odaklarına ve sembol isimlere kadar uzanabildiğinin acı bir göstergesi oldu. Ocak ayının karanlık siciline, bu kez sermaye ve temsil gücü hedef alınarak bir isim daha eklendi.

Bu cinayetlerin ortak bir noktası var: Hiçbiri sıradan değildi. Hiçbiri tesadüf değildi.

Ve neredeyse hiçbirinde toplumun vicdanını rahatlatacak bir adalet duygusu tam anlamıyla sağlanamadı. Ocak ayı bu yüzden soğuk değildir aynı zamanda ağırdır, Yüklüdür, Hatırlatıcıdır. Bu cinayetlerin her biri, aynı zihniyetin farklı zamanlardaki yansımalarıydı.

Kalemini susturamıyorsan, onu sustur.

Türkiye’nin hâlâ yüzleşmesi gereken cümle belki de tam olarak budur.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.