Tirebolu’nun hafızasıyla bir sohbet

Yayınlama: 02.12.2025
Düzenleme: 02.12.2025 09:20
146
A+
A-

Bazı insanlar vardır, bir kentin kimliğini sadece araştırarak değil, yaşayarak da taşırlar. Tirebolu’nun yıllardır tozlu raflarda saklı duran hatıralarını gün yüzüne çıkaran Ayhan Yüksel de onlardan biri. Onunla yaptığım röportaj boyunca bir tarihçiden çok, çalışan bir hafıza işçisiyle konuştuğumu hissettim.

Çocukluğunda fındık bahçelerinde duyduğu türküler, büyüklerin anlattığı hikâyeler, mahalle aralarındaki uzun sohbetler ona yalnızca bir atmosfer bırakmamış; bugün yazdığı tüm kitapların temel taşını oluşturmuş. Benim için en çarpıcı olan da buydu: Yüksel’in tarihçiliği bir masa başı uğraşı değil, çocukluktan taşınan bir yaşam sesinin devamı gibi.

TARİH ARAŞTIRMACISI – YAZAR AYHAN YÜKSEL

Röportaj sırasında sık sık “belgenin arkasındaki hayatı” vurguladı. Sicillerden, mahkeme kayıtlarından söz ederken bile gözlerinde o yılların insanlarını görüyormuş gibi bir ifade vardı. Bu üslubunun kaynağı sorulduğunda ise, hikâyeye yakın duran bir dil kullanmayı bilinçli olarak tercih ettiğini anlattı. Ona göre tarih, yalnızca bilgiyi sıralamak değildir; okuru o yılların içine çekebilmek de gerekir.

Ben de aslında yerel tarihe yönelik çalışmalarda en çok eksikliğini hissettiğim şeyin bu olduğunu düşünüyorum: Belgeler var ama nefes yok. Ayhan Yüksel’in metinlerine okuru bağlayan şey ise tam da bu nefes.

Tirebolu’nun şer’iyye sicilleri üzerine yaptığı çalışmaların önemini anlatırken, bir kentin sosyal dokusunu adeta avucunun içi gibi bildiğini fark ettim. Kayıtlardan aile ilişkileri, fiyatlar, kavgalar, miras meselesi ve bunun gibi birçok şey O defterlerde sadece bir dönemin değil, bir toplumun ruhu saklı. Onun dediği gibi

Bu noktada kendi yorumumu da eklemek isterim: Bugün birçok yerde yerel tarih, süslü cümlelerin gölgesinde gerçekliğini kaybediyor. Oysa Yüksel’in yaptığı şey tam tersine, romantizmi bir kenara bırakıp tarihsel veriyi çıplak hâliyle ortaya koymak. Bu yüzden de eserleri yalnızca akademik bir kaynak değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın diriltilmesi anlamına geliyor.

Nikâh kayıtları üzerine yaptığı kapsamlı çalışmada kendi aile büyüklerinin de izine rastlaması, onun tarihçiliğini daha da kişisel bir boyuta taşımış. Bence bu ayrıntı, onun neden bu kadar titiz çalıştığını da açıklıyor: Çünkü araştırdığı şey başkalarının değil, hepimizin ortak geçmişi. Yüksel’in sözlü kültür üzerine yaptığı yorumlar ise ayrıca düşündürücüydü. Bugün köylerde bile masalların yerini telefon ekranları aldı. Ama Yüksel’in altını çizdiği gibi, mesele teknolojiyle kavga etmek değil. Önemli olan, onu bir kayıt aracı olarak kullanabilmek. Eskiden sadece hafızalarda yaşayan kolbastı gibi oyunların bugün kaydedilebiliyor olması bunun en iyi örneği. Ben de aynı görüşteyim: Kültür, ya zamanla birlikte yürür ya da tamamen kaybolur. Yerel tarih konusunda beni şaşırtan bir başka nokta ise Tirebolu hakkında yayılan yanlış bilgilerdi. Özellikle bölgenin Rum kültürüyle tanımlanması meselesinde Yüksel oldukça net konuşuyor: Bu bir Çepni yurdudur. Arşiv kayıtları da yer adları da bunu doğruluyor. Açıkçası, bu konuyu araştırırken benim de kafam karışmıştı. Ama Yüksel’in anlattıkları, hem saha hem belge bilgisiyle desteklendiği için ezberlerin nasıl kolayca yer değiştirebildiğini gösterdi. Çünkü tarih bazen yanlış aktarılan bir cümleden ibaret olabiliyor. Doğrusunu ortaya koymak ise büyük bir gayret gerektiriyor.

Yüksel’in kitaplarının tükenmiş olması beni hiç şaşırtmadı. Yerel tarihin uzun yıllar boyunca görmezden gelindiği bir ülkede, bir ilçenin belleğini sabırla toplayan bir araştırmacının geniş bir okur kitlesi bulması umut verici. Bana göre bu ilgi, yalnızca geçmişi öğrenme arzusu değil.

Son olarak, edebiyatla bağından bahsederken tebessüm etmesi, röportajın en samimi anlarından biriydi. “Roman yazmayı dayım yaptı,” derken aslında şunu hissettirdi: Her aile bir miras taşır ve belki de onun mirası tarih anlatıcılığı. Ayhan Yüksel’le yaptığım bu sohbet bana bir kez daha gösterdi ki tarih, geçmişi yazmaktan ibaret değildir. Bazen bir ilçenin sahilinde yürürken duyduğunuz bir türküye, bazen eski bir defterdeki bir satıra, bazen de bir insanın hafızasına emanettir. Bizler de eğer bu emanete sahip çıkmazsak, yarın başka birisinin belleğinde Tirebolu’nun nereden geldiğini bilmeden yaşamaya devam edeceğiz. İşte Yüksel’in yıllardır yaptığı şey; bu sessiz kaybı durdurmak.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 1 Yorum
  1. Ebru ÖZCAN dedi ki:

    Nesrin Hanım Ayhan YÜKSEL Hocamızı ne güzel, ne yalın anlatmışsınız. Esen kalın.