Hafızasız Demokrasi: Günü Kurtarırken Yarını Kaybetmek

Yayınlama: 27.06.2026
2
A+
A-

Tarih, sadece tozlu kitapların sayfalarında uyuyan bir geçmiş değil; bugünün kılavuzu, yarının da haritasıdır. Ancak biz bu coğrafyada tarihi, ders alınacak bir tecrübeler bütünü olarak değil, adeta her sabah yeniden başladığımız bir reset düğmesi gibi görmeyi alışkanlık haline getirdik. “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü, en çok da hafızasını her on yılda bir tazelemek zorunda kalan bizim gibi toplumlar için geçerli. Çünkü biz, demokrasiyi sandıktan ibaret sanırken, onun bir kültür, bir uzlaşı ve en önemlisi bir kurumsal hafıza olduğunu unuttuk. Bizim demokrasi anlayışımızda yapısal bir arıza var, günü kurtarmak. Siyasetimizin ve toplumumuzun en büyük refleksi, o anki yangını söndürmek, o anki krizi atlatmak ve günü kurtarınca her şeyin yoluna girdiğini varsaymak. Oysa o anı kurtara kurtara, elimizde geleceğe dair biriktirdiğimiz ne bir vizyon kaldı ne de sağlam bir demokratik temel.

Geçmişe dönüp baktığımızda, Türkiye’nin demokrasi serüveni adeta bir krizler ve unutmaca kronolojisidir. 1950’li yıllarda çok partili hayata büyük umutlarla geçiş yapmıştık. Ancak çok geçmeden siyaset, “Vatan Cephesi” gibi dışlayıcı uygulamalarla toplumu “biz ve onlar” diye keskin hatlarla böldü. O günün siyasi akılları, gücü eline geçirenin muhalefeti yok saydığı bir anlayışı benimsedi ve bu kutuplaşmanın bedeli ne yazık ki 1960 askeri müdahalesiyle çok ağır ödenmesine rağmen gerekli dersler çıkarılmadı. Hemen ardından gelen 1970’li yıllarda ise mecliste hükümet kurulamayan, her gün sokak çatışmalarının yaşandığı ve siyasi liderlerin birbiriyle el sıkışmayı kendine yediremediği bir istikrarsızlık girdabına sürüklendik. Siyaset o dönemde de toplumsal yapıyı iyileştirmek yerine sadece o günü kurtarma derdine düştüğü için ülke 12 Eylül karanlığına gömüldü. 1990’lara geldiğimizde ise senaryo yine değişmedi; ekonomik krizlerin, faili meçhullerin ve ardından gelen 28 Şubat sürecinin gölgesinde demokrasi bir kez daha sert müdahalelerle hizaya getirilmeye çalışıldı. Her krizden sonra toplumca “Bir daha asla” dedik ancak kriz biter bitmez nedenlerini araştırmayı, sistemik çözümler üretmeyi ve geleceğe bir hafıza aktarmayı her defasında ihmal ya da erteledik.

Peki bugün durum farklı mı? Ne yazık ki hayır, çünkü bugün de geçmişin o klişe ama yıkıcı hastalıklarını yeni ambalajlarla yaşamaya devam ediyoruz. En büyük demokrasi krizlerinden birini kurumların yapısal olarak içinin boşaltılması ve karar alma mekanizmalarının tamamen tek tipleşmesiyle deneyimliyoruz. Ekonomik bir darboğaz yaşandığında yapısal reformlar yapmak ya da üretimi artıracak uzun vadeli stratejiler geliştirmek yerine, sadece anı kurtaracak geçici çözümlerle günü savuşturuyoruz. Bununla birlikte demokrasinin en temel taşı olan hukuk sistemi, tıpkı geçmişteki kriz dönemlerinde olduğu gibi bugün de siyasi ortama göre esnetilebilen araçsal bir mekanizmaya dönüştü. Bir davanın seyri ya da verilen bir karar o anki siyasi rüzgara göre şekilleniyor, ertesi gün rüzgar döndüğünde ise her şey hafızalardan siliniyor. En vahimi ise yaşadığımız bu toplumsal bellek kaybıdır. Daha birkaç yıl önce “asla yan yana gelmez” denilen siyasi figürlerin, hiçbir ilkesel açıklama yapma gereği duymadan ittifak değiştirdiğine şahit oluyoruz ve seçmen olarak bunu sorgulamıyoruz; çünkü hafızamız dün ne dendiğini unutup, sadece bugünün Sorunların arkasındaki karmaşık ekonomik veya sosyal nedenleri görmezden gelir, her şeyi tek bir cümlede çözeceğini iddia eder.Bizim asıl sorunumuz, demokrasiyi kalıcı bir yaşam biçimi değil, sadece bir araç ve siyaseti de bir  hesaplaşma alanı olarak görmemizdir. Demokrasi krizleri bu ülkede hiç bitmedi çünkü biz krizlerin kökenine inmek yerine, her seferinde üzerini geçici sebeplerle kapattık. Geçmişini unutan bir toplum, pusulasız gemiye benzer; rüzgar onu nereye savurursa oraya gider ve her çarptığı kayayı ilk kez karşılaşılan bir engel zanneder. Oysa çarptığımız tüm kayalar, elli yıl önce de otuz yıl önce de tam olarak oradaydı. Artık anlamak zorundayız ki günü kurtarmak, geleceği feda etmektir. Eğer bu ülkede gerçek bir demokratik uyanış ve kalıcı bir huzur istiyorsak, önce hafızamızı canlandırmak zorundayız. Siyasetçilerin tutarlılığını, kurumların bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü sadece kendi mahallemiz krizde olduğunda değil, her an ve herkes için talep etmeliyiz. Aksi takdirde, bugün kurtaracak bir anımız kalmadığında, yarın sığınacak bir geleceğimiz de olmayacak.

MOBİL REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.