Gülmek Serbest mi?
Gündeme şöyle bir göz gezdirirken karşıma Deniz Göktaş’ın Harbiye’de gerçekleştirdiği stand-up gösterisi çıktı. Merak edip açtım. Uzun zamandır Türkiye’de görmeye alışık olmadığımız şekilde mizahı; siyaset, medya ve toplumsal olaylarla harmanlayan gösteriyi keyifle izledim. Yaklaşık bir buçuk saatin ardından sosyal medyaya yeniden göz attığımda ise “Tutuklanması yakındır.” şeklindeki yorumlarla karşılaştım. Nitekim birkaç gün sonra, Deniz Göktaş’ın ülkeye dönüşünde gözaltına alındığına dair haberler gündeme düştü. Gözaltı gerekçesi olarak ise “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı” iddiası öne sürüldü. “Mizahtan suç çıkar mı?” sorusu, Türkiye’de artık neredeyse sıradanlaşmış bir tartışma hâline geldi. Asıl üzerinde durulması gereken ise ifade özgürlüğünün sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği sorusu. Bu tartışma yalnızca bugüne ait değil. Türkiye’de ifade özgürlüğünün temelleri Osmanlı dönemindeki Tanzimat ve Islahat reformlarıyla atıldı. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte anayasal güvence altına alınan bu hak, bugün de Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında korunuyor. Ancak hukuki güvenceler kadar, bu hakkın günlük yaşamda nasıl kullanılabildiği de büyük önem taşıyor.
Elbette ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başkalarının haklarını ihlal eden ya da doğrudan şiddeti teşvik eden söylemler hukukun konusu olabilir. Ancak mizahın doğasında eleştirmek, sorgulamak ve zaman zaman rahatsız etmek de vardır. Tarih boyunca mizah yalnızca güldüren bir araç değil, aynı zamanda toplumun aksayan yönlerini görünür kılan bir anlatım biçimi olmuştur. Bugün ise tartışmaları yalnızca söylenen sözler değil, o sözlerin nasıl sunulduğu da belirliyor. Daha önce de değindiğim gibi medya çoğu zaman bize ne düşüneceğimizi değil, nasıl düşüneceğimizi söylüyor. Bir gösterinin tamamı yerine yalnızca birkaç saniyelik kesitlerin dolaşıma sokulması, olayın bağlamını değiştiriyor. Gösteriyi hiç izlememiş insanlar bile bu kısa videolar üzerinden fikir sahibi oluyor. Böylece değerlendirmeler, bütün üzerinden değil, seçilmiş parçalar üzerinden şekilleniyor. Belki de bugün tartışılması gereken yalnızca bir komedyenin sahnede kurduğu cümleler değildir. Asıl mesele, farklı düşüncelere, eleştiriye ve mizaha ne kadar tahammül edebildiğimizdir. Çünkü ifade özgürlüğü, yalnızca hoşumuza giden sözleri koruduğunda değil; rahatsız olduğumuz fikirlerin de dile getirilebildiği ölçüde anlam kazanır. Bir toplumun demokrasi kültürü de tam olarak burada sınanır.
Sonuç olarak, bir gösteriyi yargılamadan önce tamamını izlemek, bir cümleyi eleştirmeden önce bağlamını görmek ve bir fikir hakkında hüküm vermeden önce onu anlamaya çalışmak, sağlıklı bir kamuoyu için en temel gerekliliklerden biridir.