Siyasetin Hukuk Labirenti ve CHP’nin “Zaman Makinesi”
Hani bazen filmlerde olur ya; bir düğmeye basarsınız ve zaman geriye akar, kendinizi hiç istemediğiniz eski bir kavganın tam ortasında bulursunuz. Türkiye siyaseti de tam olarak böyle bir sinema filminin içine düşmüş durumda. Günlerdir ekranlarda, manşetlerde tek bir kelime var: Mutlak butlan. Hukukçular ekran ekran gezip bu terimi anlatmaya çalışıyor ama halkın dilindeki karşılığı çok daha basit: “Biz şimdi ne izliyoruz?”
Düşünsenize, bir mahkeme kararı çıkıyor ve koca bir ana muhalefet partisinin kurultayını, kararlarını ve yönetimini bir kalemde yok sayıyor. Zamanı geriye sarıp Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden koltuğa oturtuyor. Diğer yanda ise polis barikatlarıyla genel merkezden çıkarılan ama Meclis grubunda hemen liderliğini tescilleyen bir Özgür Özel var. Bir tarafta 11 Haziran’da toplanacak “eski ama yeni” Parti Meclisi, diğer tarafta sokakta adalet arayan bir “değişim” iradesi… Tam bir trajikomedi.
Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. Hukuk kuralları elbette çiğnenemez; kurultayda bir usulsüzlük varsa üzerine gidilir. Ama mesele Türkiye’nin ana muhalefet partisi olunca, bu kararın zamanlamasına ve uygulanış biçimine şüpheyle yaklaşmamak elde değil. İçişleri Bakanlığının talimatıyla genel merkeze polis ordusu yığmak, gaz sıkıp seçilmiş yönetimi kapı dışarı etmek hukuku korumak mıdır, yoksa siyasete yargı sopasıyla yön vermek mi? Dış basının bile “muhalefeti dizayn etme operasyonu” olarak gördüğü bu tablo, ne yazık ki demokrasimiz adına utanç vericidir.
Peki, bu labirentten nasıl çıkılacak? Kemal Bey’in ekibi süreci bir “temizlik” dönemi olarak görüyor olabilir. Özgür Bey’in ekibi ise haklı olarak sivil direnişle meşruiyetini korumaya çalışıyor. Ancak bu iki başlılık, bu “genel merkez benim, koltuk senin” kavgası uzarsa, olan yine sandığa inanan milyonlarca seçmene olacak. Murat Karayalçın’ın da dikkat çektiği gibi, CHP’ye büyük bir hukuk tuzağı kurulmuştur ve bu tuzaktan mahkeme koridorlarında gezinerek çıkılamaz. Çözüm ne icra memurlarının getirdiği tebligatlarda ne de Söğütözü’nün kapısına vurulan kilitlerdedir.
Bu düğümü ancak ve ancak tek bir güç çözer: Partinin gerçek sahibi olan delegeler ve üyeler. CHP, yargı eliyle sokulduğu bu kör dövüşünden, en kısa sürede toplayacağı şeffaf ve demokratik bir kurultayla çıkmak zorundadır. Aksi takdirde taraflar kendi haklılıklarını savunurken, koskoca bir ana muhalefet partisi tarih önünde kendi kendini tasfiye etme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.