Karanlıkta Kalan Bir Dosya: Gülistan Doku

Yayınlama: 17.04.2026
28
A+
A-

Gülistan Doku dosyası, Türkiye’nin gündemine tekrar oturmuş durumda. Gün yüzüne çıkan tanık ifadeleriyle şüpheli kayıp yeniden tartışılmaya başlandı. Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun intihar mı ettiği, kaybolduğu mu yoksa öldürüldüğü mü soruları uzun süredir akıllarda soru işareti olarak kalıyordu. İncelenmek istenen bazı kamera görüntülerine ulaşılamamış, Doku’nun en son bir viyadük civarında görüldüğü ve telefon sinyallerinin burada kesildiği tespit edilmişti. Ancak gizli tanığın verdiği ifade, 6 yıl sonra dosyayı yeniden gündeme taşıdı. Tanık, Doku’nun cesedinin bulunmaması için birden fazla kez yer değiştirdiğini beyan etti. Tarif edilen noktada yer altı arama cihazlarıyla yapılan incelemelerde mezar görünümünde bir boşluk tespit edildi. Tanığın ifadesinde ayrıca, Doku’nun eşyalarıyla birlikte gömüldüğü ve iz bırakabilecek unsurların yok edildiği iddia edildi.

Doku’nun öldürüldüğü mü, yoksa bu durumun intihar gibi mi gösterildiği sorusu hâlâ netlik kazanmış değil. Zamana bırakılan dosya, bugün yeniden faili ya da failleri bulmak amacıyla açıldı ve yeni bilgilere ulaşıldı. Doku’dan en son haber alan kişinin erkek arkadaşı Z.A. olduğu, sonrasında silinen WhatsApp mesajlarıyla bazı bulgulara ulaşıldığı belirtildi. İddialara göre erkek arkadaşı, Doku’ya Rus Konsolosluğu’na giderek yardım talep etmesini söylüyordu. 2022 yılında ise ailenin avukatının ofisi önüne bırakılan, daktilo ile yazılmış isimsiz bir notta; Doku’nun dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile ilişkisinin bulunduğu iddia edildi. Bu iddiaları reddeden Sonel, oğlunun o dönemde lisede olduğunu belirterek basına açıklama yaptı. Doku’nun kaybı ilk başlarda intihar olarak değerlendirilmiş ve kayıp ihtimaline yönelik adımların önüne geçilmeye çalışıldığı iddia edilmişti. Gülistan’ın ailesinin açıkça ifade ettiği “Bu olayın arkasında güçlü insanlar var” çağrısı kamuoyunda yankı buldu.

Soruşturmanın yeniden açılmasıyla birlikte, aralarında üniversitede görevli iki teknisyenin de bulunduğu 13 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Örtbas edilmeye çalışıldığı iddia edilen Gülistan Doku dosyasında, herhangi bir kamu görevlisi olup olmadığına bakılmaksızın herkesin yargılanması gerektiği açıktır. Yargı önünde hiçbir kurum ya da unvanın ayrıcalığı olmamalıdır. Bugün bu dosya hâlâ devam ediyor, gelişmeler yaşanıyor ve aile mücadelesini sürdürüyor. Bugün dönüp baktığımızda yalnızca Doku vakasını görmüyoruz. Narin Güran olayında da küçük bir yerde görülmek istenmeyen gerçekler, haksız suçlamalar ve kamuoyunu yanıltan yönlendirmelerle karşılaştık. Suçsuz insanların hedef gösterildiği, görevini layıkıyla yapmayan kişilerin süreci yanlış yönettiği örnekler hafızalarda yer etti. Bugün bazı gazetecilerin de ekranlarda yeterince doğrulanmamış bilgilerle insanları suçlu ilan ettiğini görüyoruz. Soruşturma süreçlerinde yer alan bilgilerin hassasiyeti göz ardı edildiğinde, kamuoyunun yanlış yönlendirilmesi kaçınılmaz hale geliyor.Tüm bunları saymaktan öte, artık “ne yapabiliriz” sorusunu sormamız gerekiyor. Yasanın önüne hiçbir makamın geçmemesini sağlamalı, adaletin herkes için eşit şekilde işlemesi gerektiğini savunmalıyız.

Çünkü mesele yalnızca Gülistan Doku değil.
Mesele, bu ülkede bir insan kaybolduğunda gerçeğe gerçekten ulaşılıp ulaşılamadığı. Ve asıl soru hâlâ karşımızda duruyor…
Bu dosya aydınlatılacak mı, yoksa bir kez daha karanlıkta mı bırakılacak

MOBİL REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.