Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Türkiye’deki fon krizlerini gerek yerel medyadan gerekse sosyal medyadan takip ediyoruz. Bir yandan “Fon nedir?” diye sorarken, diğer yandan “İnsanların parası nasıl döndürülüp kullanılıyor?” sorusu akıllara geliyor. Bu soruların cevabını vermeden önce Türkiye’nin büyük para krizlerinden biri olan Banker Kastelli’yi hatırlamakta fayda var.
Tüm bu sürecin zemininde ise 24 Ocak Kararları yatıyor. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı Turgut Özal’dan ekonomik yapısal dönüşümü sağlayacak yeni bir yol haritası belirlemesini istiyor. Özal da bu doğrultuda ilerliyor ve 24 Ocak 1980’de açıkladığı ekonomik istikrar paketinde, yıllar sonra ekonomik literatüre girecek nitelikte hedeflere yer veriyor.
Bu hedefleri kısaca şöyle sıralayabiliriz: Ekonomik istikrarsızlığı gidermek, üretimdeki düşüşü ve karaborsanın oluşmasına neden olan sorunları ortadan kaldırmak amacıyla kamu harcamalarının sınırlandırılması, ücretlerin düşürülmesi ve serbest döviz kuru gibi ekonomik önlemler alınıyor. 24 Ocak Kararları ile 1980 öncesinde uygulanan ithal ikameci büyüme stratejisi terk edilerek dışa açık büyüme stratejisine geçiliyor. Temel amaç ise verimliliği ve ekonominin rekabet gücünü artırmak, piyasa ekonomisinin kurumsallaşmasını sağlamak oluyor.
İşte bu yeni ekonomik ortamda Banker Kastelli olarak tanınan Cevdet Özden de serbest piyasanın sunduğu imkânlardan yararlanmaya başlıyor. 1961 yılında memur maaşlarına verilen bonoları paraya çevirmesiyle adını duyuran Kastelli, ilerleyen yıllarda önde gelen bankaların yüksek faizli tahvil ve mevduat sertifikalarını alıp satıyor. Yatırımcısına ise kısa sürede yüksek ve kolay kazanç elde etme vaadinde bulunuyor. Bu vaadin yanında güçlü bir reklam kampanyası da geliyor. Cüneyt Arkın’dan Fikret Hakan’a, Selma Güneri’den İzzet Günay’a kadar dönemin tanınmış isimleri reklamlarda yer alıyor. Gazetelere verilen ilanlarla da toplumun özellikle orta sınıf kesiminin yastık altında tuttuğu para bu sisteme çekiliyor. Güven duygusunun üzerine kurulan bu düzen kısa sürede büyüyor. 1980’in sonunda yaklaşık 550 bin kişinin Kastelli’nin kontrolündeki sisteme yaklaşık 2,5 milyar dolar emanet ettiği belirtiliyor. Fakat büyüyen sistem 1982 yılında çökmeye başlıyor. Ödemeler yapılamıyor, sistemin yarattığı güven bir anda yerini büyük bir krize bırakıyor. Kastelli’nin yurt dışına kaçması ve ardından patlak veren gelişmeler ise dönemin ekonomik ve siyasi hayatında ciddi sonuçlar doğuruyor.
Kastelli örneğinin üzerinden yıllar geçti. Bugün ise aynı mantık karşımıza farklı bir biçimde çıkıyor: Fon.
Fon, en basit anlatımıyla birden fazla yatırımcının parasının tek bir havuzda toplanarak profesyonel yöneticiler tarafından borsa, döviz, faiz veya gayrimenkul gibi alanlarda değerlendirilmesi sistemi. Doğru kurallar ve denetim altında yatırımcıların risklerini dağıtmasına ve birikimlerini değerlendirmesine imkân sağlayabiliyor. Türkiye’de gündeme gelen fon tartışmaları da bu sistemi yeniden sorgulamaya açıyor. İnsanlar birikimlerini değerlendirmek, enflasyon karşısında parasının değerini korumak ya da daha fazla kazanç elde etmek isterken, sistemin nasıl işlediğini ve paralarının hangi koşullarda değerlendirildiğini bilmek zorunda kalıyor. Çünkü finansal sistem karmaşıklaştıkça, sıradan yatırımcının karşısındaki bilgi ve güven sorunu da büyüyor.
Dün bankerlerin gazete ilanları vardı, bugün ise fonların pırıltılı jargonları. İsimler ve araçlar değişse de enflasyon kaygısı ile kolay kazanç arzusu hiç değişmiyor. Bu yüzden Kastelli vakası geçmişte kalmış bir hatıra değil, bugünün finans dünyasına tutulmuş bir aynadır.